19 Temmuz 2026 Pazar

Güzel Bir Gün - Rutinlerin Kıymeti

Güzel bir gün ölmek için diyen Teoman'ın tam tersi ama biraz da ondan ilhamla bir yazı bu.

Güzel bir gün nedir ? Nasıl başlar ? Çok kişisel olsa da minik rütieller ve bunların rutinleridir kabaca. Benim ki kesinlikle erken başlar. Hele hareket ve yazı olursa mükemmel. Ama en azından biri olsa da kabul. Böyle başladı ise günün içindeki minik tatsızlıklarda daha toleranslı , büyük sorunlarda daha aklı selimim sanki. Aslında olan , olmak istediğimiz halimize yaklaşmak gibi. Dış fırtınaların iç suyumu bulandırmadığı , en ideal halim.

Bazı günler ise bunun tam tersi başlar gün , akşamdan kalmalık mesela ya da kötü bir dünün tortusu , ya da sağlık sıkıntılarıyla uğraştığımız zamanlar ; sebep her ne olursa olsun yaşamak istemediğimiz günlerden biri daha başlamaktaysa neler yapılabilir?

Flu tv arınma gecesinde Teoman'ın konuk olduğu bölümü izlerken şu sözleri söyledi ; "Bazen kötü uyanırım ve bu depresifliği birine/bir şeye bağlamaya çok müsait olurum. O zaman kendime diyorum ki önce bir duş al , üstüne güzel bir şeyler geçir ve öyle bak bir de" . 

Wilhelm Schmid 'in Salınmak , Hayattan Sevinç Duyma Sanatı kitabında da benzer bir tavsiyeden bahseder. Bu kitabı, eşinin ölümcül bir hastalığa yakalandığı dönemde yazar. Bu yüzden ayrıca dokunaklı. Schmid "Bazen her şey çok kötüdür. Böyle anlarda hayata tutunmayı sağlayan minik rutinleriniz olsun. Güzel bir duş ve iyi hissedeceğim kıyafetlerle kendimize göstereceğimiz öz şefkat güzel bir başlangıç olabilir." der. 

Güne öz bakım ile başlamak(duş en iyisi) , harekete geçmek (yürüyüş kadar basit , esnemeler kadar minik, kaydıraktan kaymak kadar alışılmadık olabilir) .Anahtarı tak, araç çalışsın sonrası daha kolay. Kimi zaman birilerinin neşesine tutunmak ta iyi fikirdir. Güzel bir telefon konuşması , kahve sohbeti ya da sevdiğimiz bloglara yorum yazmak(bakın bu yazdığımız kişiye de neşe verir:) mesela. Tevazu sahibi olmak , yardım kabul edebilmek te güzel. 

İyi pazarlar , Sevgiler...


16 Temmuz 2026 Perşembe

Can Sıkıntısı Nasıl Giderilir?

Canım İstanbul

Boş zamana sahip olma ayrıcalığı can sıkıntısı denen illete çare bulmak zorunda bırakıyor bizi. Teknolojinin hızlı adımlarla ilerlediği bugünlerde boş zamanlar artıyor,elimizdekilerle oyalansak ta avunamıyoruz.

"Yaşam  Bilgeliği Üzerine Aforizmalar" kitabından şöyle der ; boş zamana sahip ayrıcalıklı sınıf, onu anlamlı yaşayabilecek içsel birikime sahip değilse can sıkıntısı haline gelir. Tamam saygıdeğer filozof biz cahilliğimizden sıkılıyoruz, ama bir çıkış yolu söyle bari!

Dışsal uyaranlar ortadan kalktığında kendi sınırlarımıza çekiliriz. Orada haz kaynağı bulamıyorsak,içsel boşluk bizi tekrar dış uyaran arayışına sürükler ve bu kısır döngü böylece devam eder.

Üç grup hazdan bahseder filozof ; bedensel ihtiyaçları gidermekten alınan hazlar , doğa ve hareket ile (spor,dans hatta güreş , dövüş) alınan hazlar, ilgi alanı ve duyarlılık (edebiyat, sanat ,felsefe vb.) ile alınan hazlar. 

Tahmin edersiniz ki filozof için, duyarlılıkları yoluyla haz duyan üçüncü grup en alası. Fakat bu istemekle edinilebilir mi? Tabi ki hayır, çünkü gerçek hazlar gerçek gereksinmelere dayanır diyor filozof. Popüler olduğu için yapılan sanatsal aktiviteler, entellektüel uğraşlar gerçek ihtiyaçlardan doğmamışsa sürdürülebilir değildir, can sıkıntısına çare olmaz. O zaman çare yine "kendini bil" noktasına geliyor. 

İster içsel,ister dışsal odaklı olsun , kişi kendine gerekeni bildikçe , kendini bildikçe hayat güzel. Burada Mevlanayı anmadan geçmeyelim ; "Can, beden kafesinde sıkışmış bir kuş gibidir. Kafesi ne kadar süslersen süsle, kuşun canı hep uçmak, özgür olmak ister."

Sevgiler...


13 Temmuz 2026 Pazartesi

Can Sıkıntısı - Kaçınılmaz mı , Fırsat mı?

Manzara güzeldi ama:)

5 günlük her şey dahil tatilde, 2 gün değişik geldi biraz oyalandık , 3. gün idare ettim,4. gün ne kitap,ne telefon,ne güzel manzara ya karşı şezlong keyfi ne de kokteyl hiç birini istemiyordum. Ne istediğimi de bilmiyordum, korkunç bir can sıkıntısıydı hissettiğim. Her şey gözüme anlamsız göründü, hiç bir eyleme en ufak bir istek duymuyordum. 

Oteller ,belirli bir süre boyunca ,neredeyse her şeyin bizim yerimize düşünüldüğü ütopik ortamlar sunar. Beslenme , temizlik, eğlence hatta sağlığınız. Sizin karar vermeniz gereken, canınızın ne istediğidir sadece. Bunlar karşısında doygun bir keyif yaşamanız gerekir belki ama ne kendimde ne de etrafımda böyle birilerini gördüğümü söyleyemem. En çok yüksek promil hazzı...

Katıldığım maratonlarda, kalbiniz beyninizde atacak derece zorlanmış sporcularda çok daha mutlu ifadeler gördüm,  doğa yürüyüşlerinde ,sosyal sorumluluk projelerinde keza...Bu da beni can sıkıntısı üzerine düşünmeye itti.

Bakalım bu konuda sevdiğim filozoflar neler demiş?

Schopenhauer’a göre insanın hayatı acı ve can sıkıntısı arasında bir sarkaç gibidir. Bir şeyi arzuladığımızda ve ulaşamadığımızda acı çekeriz. Çabalayıp didinip o arzu ettiğimiz şeye ulaştığımızda ise, tatminin getirdiği o geçici coşku hızla söner ve yerini derin bir boşluğa, yani can sıkıntısına bırakır. 

Schopenhauer, can sıkıntısını "insanın kendi kendisiyle kalmaya tahammül edemeyişi" olarak görür.

Çaba yükselince beklenti yükselir,hayal kırıklığı olasılığı artar.

Stoacılar, içsel kale, zihnin kontrolü ve yorumlama kavramlarına bağlı olarak, can sıkıntısını dış dünya ile ilgili bir sorun değil, zihin içindeki yönelim hatası olarak görmüşler. Can sıkıntısının temelinde yatan içsel boşluk, tatminsizlik, sürekli dış uyarıcı arayışı ve mekân değiştirme arzusu(bu benim sanırım:) üzerine çok derin analizler yapmıştır.

Günümüz felsefecileri konuya daha "anlayışlı" yaklaşmaktan. 

Wilhelm Schmid ,konuya modern insanın psikolojisi ve modern "mutluluk diktatörlüğü" üzerinden yaklaşır.

Hayat sadece zirvelerden ve büyük coşkulardan ibaret değildir; büyük bir kısmı rutinlerden oluşur. Schmid, hayatın bu durağan ve bazen "sıkıcı" dönemlerini kabul etmenin, olgun ve dengeli bir yaşam sürmenin anahtarı olduğunu söyler. Canımız sıkıldığında, içimize dönüp "Benim için gerçekten ne anlamlı?" sorusunu sorma fırsatı yakalarız.

Schmid’e göre bu anlarda sıkıntıdan hemen kaçmak yerine o hisle kalabilmek, insanın kendisiyle bağ kurmasını ve "kendiyle dost olmasını" sağlar.

Alain de Botton da can sıkıntısına modern hayatın yapısı, teknoloji ve insan ilişkileri penceresinden oldukça pratik ve şefkatli bir yaklaşım getirir. De Botton, can sıkıntısını Schopenhauer gibi trajik bir lanet olarak görmek yerine, yaratıcılığın ve kendini keşfetmenin zorunlu bir ön koşulu olarak değerlendirir. Kurucusu olduğu The School of Life (Alper Hasanoğlu'da burada görev almış) ekolüne göre, can sıkıntısı zihnin "boş viteste" çalışma halidir. Zihin hiçbir şeyle meşgul olmadığında, bilinçaltı serbestçe çalışmaya başlar. 

Can sıkıntısının hemen altında genellikle yüzleşmekten korktuğumuz önemli duyguların (kaygı, hüzün, pişmanlık, büyük arzular) yattığını söyler. 

Can sıkıntısının getirdiği o huzursuzluğa biraz katlanabilirsek, o kapının arkasında kendimizle ilgili çok şey keşfedebiliriz: "Ben bu hayatta gerçekten ne yapmak istiyorum?", "Beni şu an ne huzursuz ediyor?" gibi sorular ancak can sıkıntısının yarattığı o sessizlikte duyulur hale gelir.

Benim sıkıntımın meyvesi bu yazı oldu. Sevgiler...



12 Temmuz 2026 Pazar

Ebeveynlik Çetrefili

dünya kaynaklarını sömüren yz örneği

Zaman zaman meraklarıma yer versem de buranın esas amacı dijital günlük tutmaktı. Eski yazılarımı okumayı seviyorum. Annelik yolculuğunda çok zorlandığım kimi anları burada yazmıştım ve şimdi onları okuyunca, o zamanları atlattım hissi beni minnetle dolduruyor. Bugünkü yazı da bunlardan biri olacak. Umuyorum yıllar sonra açıp okuduğumda geçti ,ya da boşuna endişelenmişim diyebilirim.

Dün hala , kuzen ziyarete gittim. Eylül yanımda Kemal evde kaldı, site de zaman geçirmek istediğini söyledi. Ağzımızı ağrıtacak kadar kahkaha ve dedikodudan sonra eve dönüşüm 5 saati buldu. Dönünce fark ettim ki Kemal bu 5 saatin 4,5 saatini youtube izleyerek geçirmiş. Halbuki arkadaşlarıyla havuza ineceğini, biraz hobileriyle zaman geçireceğini söylemişti. Tabi buna 4 saat telefon 2 saat ps ekleyin, tam 10 saat ekran. Bu gerçekle öyle dumur oldum ki anlatmak çok zor. 

Severek uğraştığını sandığım gitar ve dans çalışmaları var, okumayı sevdiğini sanıyorum. Ama benim denetimim olmadığında tek yaptığı ekrana bakmak. Bunu aklım almıyor, çıkış arıyor zihnim bulamıyor.

12 yaş öz denetim için çok mu erken? Sevdiğini sandığım her şeyi ekrana bakamadığı için mi yapıyor? Günde sıkılmadan 10 saatini geçirebiliyorsa bağımlılık seviyesine evrildi denebilir mi? Kaç yaşına kadar benim denetimim de olmalı? Beni atlatması gereken bir gardiyan olarak görmesi doğru mu?Madem istemiyor ben niye çabalıyorum kurslara taşımak için? Kendi isteyene kadar hiç bir yönlendirme yapmamak daha mı doğru? Her şey allak bullak kafamda 

Bu derece ekrana baktığı günler öyle pasif depresif bir ruh haline evriliyor ki müdahale etmeden duramıyorum. Sabah zorla yürüyüşe götürdüm, sincap besledik vs. sürekli söylendi. Dönüşte 10 dk dik duruş egzersizi yaptırdım(kifoza benzer bir duruşu var bu aralar arttı) tabi yine beni hayatımdan bezdirecek her yolu denedi. İstemeyen birini yanınızda sürüklemek çok kötü hissettiriyor. Sabrımı korudum neyse ki hepsinin sonunda anne çok iyi geldi dedi.

Bu rutin hep böyle, ben zorlarım,o bezdirir,sonra teşekkür eder. Bu döngüden nasıl çıkacağımı hiç bilmiyorum ve ebeveynlik kısmında çuvallamış hissediyorum.

2 Temmuz 2026 Perşembe

Bu Aralar - Fırtına Sonrası Sakinlik 02.07.26

Fırtına gibi haziranı nihayet bitirdim. Okudum ama yazamadım, yazmadığımda yaşananlar kafamda bir yerlere oturmadı. Aslında bir sürü duygu, bir sürü düşünce geçti zihnimden ve sanki durum paylaşır gibi geçti gitti, halbuki ben hatırlamak istiyorum bu zamanları. Hem nasıl da çılgınca kendimi zorladığımın hem de iyi kotardığımın nişanesi olarak. Aferin canım Aslı'cım, zaman geçtikçe hepsi unutulacak, yine de sen zorlandığını ama çabaladığını unutma olur mu? 

Haziran Eylül'ün doğum günü, mezuniyeti ve konser maratonuyla başlamıştı. Ona iki mezuniyet , iki doğum günü hazırladım.

21 günlük beslenme programını sürdürdüm, zorlandım ama bırakmadım. Şükür onu da tamamladım. Yanında kullanmaya başladığım takviyelerle şişlik sorum şimdilik halledildi. Daim olsun dileğim. 

Yoga metinlerinde rastladığım kişinin kendine iyi gelen besinlerle ,fazla çeşitlendirmeden basit beslenmesi gerektiği düsturuna ,tecrübelerim sonucu iman ettim. Eskiden taşı öğüten bünye artık maceralara gelemiyor. Dışarıda yediğim her öğün , bana bunu tekrar hatırlatıyor.


Kemal 'in sene sonu drama kulübü , gitar ve dans gösterileri. Eylül'ün drama gösterisi,voleybol sertifika töreni yapıldı. Kemal 'in Bursa ve İstanbul dans müsabakalarını atlattım. Sonuncusu dün gece bitti, eve vardığımda saat 03:20 idi. Sıcaklar ve İstanbul trafiğini de unutmayalım. Hiphop ve salsa müziklerini severim ama koca stadyumda bangır seviye dinlemek apayrı bir deneyim. Bolca sertifika ve madalya girdi eve, yeni düstür herkese madalya ya da hiç kimseye madalya sanırım. 



Dans dünyasıyla bu yıl tanıştık, çok yoğun ve yorucu bir programı ve ne kadar da çok meraklısı varmış. Bunca gencin böylesi showları özveriyle sergilemesine bayılıyorum, öğretmen refleksi ile umutlanıyorum. Tribünlerdeki veli hengamesi ayrı bir yazı konusu ,yurdum insanı katagori farketmeksizin fanatizmi seviyor.

Pickleball'a başladık. Bu yoğunluğa bir de onu mu soktum yani , evet bir şekilde Bursa fedarasyonunu yürüten hoca ile karşılaşmamız olayları buraya getirdi. Sevdik hepimiz , daim olsun neşemiz:)

Ay sonu süpriz bir şekilde ben evleniyorum diyen liseden yakın arkadaşımın düğünü için Bodrum'a gittim. O benim şahidimdi ben de onun ki oldum. Araya yıllar girse de böyle hatırlanmak çok güzel.


3 gün , 8 kişilik kız grubuyla birlikteydim. Hepsini orada tanıdım, kısa bir süreliğine de olsa bekar kızlar dünyasına konuk oldum:) Benim bekarlık deneyimim hiç olmadı, onlarla bol sohbet ve gözlem ile nasıl yaşanıyor şimdi bekarlık konulu çalışmalar yaptım zihnimde:) Yargılamayı bırakınca sevdim onları. Telefon hafızalarını dolduracak derece fotoğraf merakına, sosyal medya ilişkilerine yabancı kalsam da neşelerine ortak olmak güzeldi. Hepsi de tek başına yaşayan güçlü kadınlar, birbirleriyle dayanışmaları ve mücadeleci yönlerine hayran oldum.

Haziranda 2 hafta yardımcım yoktu, robot süpürge de tam bu esnada bozuldu. Kuyudan su çekmem gerekseydi tam olacaktı ama olmadı neyse ki.

Yarın kardeşimle 5 günlük geleneksel anne çocuk tatilimize çıkıyoruz. Her şey dahilde hunharca beslenip, kaydıraklarda çocuk peşinden koşacağız. Animatör ekibine coşkuyla eşlik edip, akşam yemeği sonrası sakince iki kelam edebilirsek kendimizi şanslı sayacağız. 

Bu koşuşturma da çocukların ekran süreleri tavan yaptı, akademik çalışmalar dip, beslenme nanay , sitemler çokça , yazı minimal ,okumalar iyi, yoga zayıf. Sakinleşmek istediğimde blogları okumak çok iyi geldi, hiç film izleyemedim ,yollarda biraz flu tv delirmek normaldir , her yetişkin gibi , bir de Deniz Göktaş'ın son stand up'ını . Uykusuz canım ,her daim. Mizah olmasa bu iş çok zor yonca...

Okumalar Milan Kundera Kimlik , Wilhelm Schmid Dokunma Üzerine , Mieko Kawakami Memeler ve Yumurtalar , Melih Cevdet Anday İsa'nın Güncesi , Ayşegül Çoruhlu Longavity Planı, Jane Austen Gurur ve Önyargı yani ruh halime göre her telden.

Tüm zorunluluklar bitti neyse ki, temmuz ağustos bol dinlenmeli ve rahatlamalı bir döneme giriyorum. Umarım öyle olsun.

Sevgiler...


14 Haziran 2026 Pazar

Alt Yazı - Yaşam Teması


Son zamanlarda ister dost sohbetlerinde, ister yan masadan kulağıma çalınan konuşmalarda aynı şeyi fark ediyorum; hepimizin bir kişisel nakaratı var.

Konu ne olursa olsun... Geçirdiğimiz bir ev kazası, iş yerindeki bir problem ya da yeni döndüğümüz bir tatil farketmez, hikâyenin altında aynı alt yazımız okunuyor; "mağdurum",  "haklıyım",  "memnunum" gibi...

Ben de kendi nakaratımı keşfettim. Ama bu yazının konusu o değil. Ben daha çok bu alt yazıları nasıl oluşturduğumuz üzerine düşünüyorum.

Psikolojide çekirdek inançlar diye adlandırılan kök inançlarımız ,nakaratımızın da kökeni düşünceme göre. Çocukluk yıllarında temeli atılan; kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkında geliştirdiğimiz; en derin ve çoğu zaman sorgulamadığımız kabuller...

Bu inançlar; yaşadığımız deneyimlerle, ebeveyn tutumlarıyla, bazen de travmalarla şekilleniyor. Sonrasında beynimiz adeta bir avcı gibi inandığımız şeyi doğrulayan kanıtları topluyor, aksini gösterenleri ise çoğu zaman görmezden geliyor.

Zamanla bu çekirdek inançların etrafında bir yaşam teması oluşturuyoruz. Bu tema, hayatla baş etme biçimimiz, geliştirdiğimiz strateji ve bir anlamda kendi hikâyemizin ana senaryosu oluyor.

Hayat sahnesinde kendimize hangi rolü biçiyorsak, dilimize de o rolün nakaratı yerleşiyor. Farkında olsak da olmasak da aynı sloganı tekrar edip duruyoruz.

Peki nakaratları değiştirmek mümkün mü?

Sevgiler... 

9 Haziran 2026 Salı

Hoş Seda - 09.06.26

 


Bugün hava mükemmel ve ben bahçede nöbetçiyim. Yeşillenmiş okul bahçesindeki rüzgarın sesi ve pırıl gökyüzü öylesine mutluluk verici ki içim içime sığmıyor turlarken.

Doğanın kuru ve kasvetli , halinden yeşil ve neşeli haline geçme hızına bakıp umutlanıyorum. Ülkemizin ve dünyanın hali de kuru ve kasvetli ama tamiri mümkün, inanıyorum.


Dün Eylül'ün doğum günü kutlamasını yaptık. Benim kutlamaları çok seven papatyam, her yıl kalabalık bir grup ile evde kutlamak istediği ve de aylar önceden bu kutlamanın hayaliyle yaşadığı için, haftanın önemli olayıydı. Bu tarz organizasyonlarda iyi değilimdir. Hazırlık sürecinde strese girsem de gönlünü yapmaya çalışıyorum. 

11 çocuk 7 anne ile benim için zor bir organizasyonu sağ salim tamamlamanın huzuru içindeyim. Sevdiğim anneler grubuyla keyifli bir akşam geçirdik. Çocukların arkadaş seçimleri, benim de kafaca uyuştuğum kişiler oluyor. En azından benim tecrübelerim böyle oldu bu güne kadar. Umarım sonrası da böyle devam eder.


Haftanın diğer önemli olayı Manifest konseriydi. İzdahama kurban gitmeden tamamladık şükür. Yaptığım sporların mükafatını ,konser boyunca kızımı kucağımda taşıyabilerek alacağımı bilemezdim:)

Aynı şarkıları iki kez söyledikleri enteresan bir deneyimdi,ama onun yaşındayken biz de spice girlcüydük anlıyorum onu:) 

Temmuzda Kemalle Gorillaz var bir de, kalabalık içinde benden utanç duyan ve tanışmıyormuşuz gibi davranan bir oğlanla konsere gidiyorum. Solo ebeveynlik çetrefilleri...

21 günlük beslenme maratonunun ilk haftası bitti, aferin bana. Nefret etse de yapabilme kabiliyetimi işe koştum, dayan yüreğim.

Buenos Dias ,duolingo'da ispanyoca çalışıyorum, bana sitem edenlere duo'da eklendi ,kendinle challenge'n ne zaman bitecek be kadın.

Haziranda yapılması gerekenlerin bir kısmı bitti , geriye kalanlar seyirlik işler. Seyirlik demişken mubiye ne güzel şeyler geldi öyle.

Sevgiler...