24 Ocak 2026 Cumartesi

Şenlendi Buralar


Takip ettiğim blogların hepsinde bir hareket,bir bereket. Okumalara doymuyorum, kitap okuma ve yazma hızım bu sebeple yavaşladı diyebilirim hatta. Ne güzel böyle, her gün yeni yazılar görmek mutlu ediyor beni. Eskiden sadece okurdum, şimdi yorum da yazıyorum. Blog sahibiyle sohbet ediyoruz gibi bir his.

M. yeni geldi, yoğunuz çünkü birikim patlaması gibi bol sosyallik kaçınılmaz oluyor bu ilk zamanlar. Kalabalıklaşınca yalnızlığımı, ıssızlaşınca insanları özlüyorum. Dengemiz bozulmasın alirıza bey.

Siddharta , Bozkırkurdu ve Balina Düşüsü okuyorum eş zamanlı. Kafam çorba

Yarın gece yola çıkıyorum, yine bir ilk ve ben tabi ki huzurla uyuyamıyorum yine. Bilinmezlik beni çektiği ölçüde korkutuyor. Buna rağmen yola çıkmayı öğrettim kendime. Bir de uyumayı öğretirsem tamamdır.

Senenin yarısı bitti ve iyi geçti, memnunum bundan. Biraz hovardalığı hakettik bence. Akışa bıraktım kendimi, endişeli ama iştahlı ,yorgun ama mutlu ,dalgalı ama dolu geçiyor günler. Dönünce sakinlerim yine, yazmak gibisi yok.

Sevgiler...


18 Ocak 2026 Pazar

Güzel Bursa'mın Sevdiğim Köşeleri

Bursa'yı , şehrimi seviyorum. Dört mevsimin ayrı güzelliklerle geldiği, hem tarihi hem doğasıyla huzurlu bir şehir burası. Şehrin sokaklarına sinmiş olan o sakin iklim, insanının mizacına da munislik olarak yansıyor. Bursa’yı ziyaret eden arkadaşlarımın dile getirdiği bu dinginlik, şehrimin çok sevdiğim yanı.

Gezmeyi, gezdirmeyi ve misafir ağırlamayı severim. İstanbul'da yaşarken de gezdirirdim , Bursa'ya döndükten sonra da gezdiriyorum. Ah rehber olsaymışım mesut olurmuşum gibi gelir hep,yine de emin olamam. O zaman buyrun yazıya ,Bursa'ya gelenlere bir fikir olur belki...

Mahfel dere boyu


Kış yağışlı geçmişse baharda tadına doyulmaz. İlk gençlik zamanlarımızda üstteki Mahfel'di uğrak noktamız, şimdi oralar dönüştü tabi. Şimdi favorimiz alt kısım dere boyu. Şehrin içinde şehirden uzakta noktası


Bu da derenin karşı tarafında açılan kafe. Güzeldi ama çok yeni. Uzun ömürlü olursa ,buraya da gelirim.

Emir Han - Kardeşler Cantık - Tuz pazarı


Bursa halkı çarşı pazar sever, bir de hamam. Bizim çarşımız derli toplu canlılığıyla, her daim bereketli doluluğuyla önce gözümüzü sonra gönlümüzü doyurur. Minik minik artarken eldeki paketler, bir handa(diğerleri kadar kalabalık olmayan Emirhan en güzeli bence) minik bir kahve molası ile yorgunluk giderilir. Biraz daha alışveriş sonrası cantık . Kardeşler cantık salonu oturduğunuz gibi müthiş hızla önünüze tabağı koyuverir,bir de şişe ayran,nefis. Çarşı günleri yorgun ve doygun biter ama bu avm yorgunluğu gibi değildir hiç. Beden yorulur ama zihnimiz gayet dinç ve mutlu (Tanpınar 'ın ruhu şad olsun:))

İnanç Fırın

Odun ateşinde pişen böreklerin üstüne tanımıyorum, cevizli lokum da güzel , tahinlinin daha güzeli var Abdal'da. Kafesini açık yakalayabilirseniz ( eleman olmayınca kapatıyorlar) , bir de eşsiz Bursa manzarasına karşı yenir börekler. Kafe kapalı ise tabure üstünde fırının önünde, ama servis her daim hızlı lezzet hep güzel. Muradiye Külliyesi ve el yazmaları müzesi gezilebilir. Fırının karşı sokaklarını adımlarsanız güzel Bursa evleri ve yine bir dere boyu ile karşılacaksınız.

1. Murat Hüdavendigar Cami Parkı

Şehri, ulu çınarların altında izlediğimiz, gözde yerlerimizden bir diğeri. Altındaki demirci pastanesinden bir şeyler alırsanız(cevizli lokumu,cevizli kurabiyesi çok güzeldir), sudan biraz pahalı çayı içip , manzaranın keyfini çıkartabilirsiniz.. Bu parkın arka tarafında Şehzade Mustafa türbesi bulunur. Ayrıca burası hamamlar bölgesi olduğu için, hamam öncesi kahvaltı için güzel bir noktadır.

Uludağ yolu kafeleri 

Uludağ'ın iklimi ve insanı , Bursa'dan ayrıdır. Yolundaki kafelerde bile şehirden çıkmış hissettirir beni. Bir çok kafe var , kimisi iyi kimisi özensiz. Benim son zamanlarda en sevdiğim Uluvista(görsel kafenin instası). Hem yakın, hem ateş yakıyorlar hem de balkonu yeşilin içinde. 

Çamlıbel sahil





Yine şehrin içinde , şehirden uzakta noktası. Sandalyeni atmak ,sessiz sakin oturmak için mükemmel bir yer. Mudanya marina ötesinde de böyle bir nokta var. Mudanya'da deniz bir başka kokar...

Trilye Çamlı kahve


Kahve oldukça popüler, bilmeyeni yoktur. Hafta sonları çok kalabalık, hafta içi sakin. Kahvaltıdan sonra kahvenin karşısındaki patikadan bir yürüyüş tutturun, esas güzellik orada. Upuzun patikada, zeytinliklerin içinden gördüğünüz manzaralara inanamazsınız. Sanki Marmaris:)

Gez gez bitmez Bursa'm ama şimdilik bu kadar olsun. Sevgiler...


15 Ocak 2026 Perşembe

Cesaret 2 - Aynayı Kırmak


Yeni yollara çıkmak cesaret ister belki, ama konum değiştirmeden yapılan yolculuktan bahsedeceğim ben.

İnsan , çocukluktan itibaren görülme ihtiyacı olan sosyal bir varlık. İlk ayna annemizin ve/veya bakım veren yakın çevrenin gözüdür; orada sevilmeye değer olduğunu gören kişi , ben değerliyim kabulü ile başlar hayata.

Bizim kuşakta sevginin açıkça ifade edilmesi, çocuğa "gerekmedikçe" ilgi gösterilmesi pek yaygın değildi. Kendi ailemde de , etrafımda da bugün bizim doğru kabul ettiğimizden çok daha farklı bir ebeveynlik anlayışı vardı.

Çocukken doyurulmayan o görülme açlığının, yetişkinliğimizde hâlâ kendini hissettirmesi bir eksiklik değil;sadece şefkat bekleyen çok insani bir sızı. Giderilmemiş ihtiyaçların telafisi var mı? Ben olduğuna inananlardanım, zira kişisel gelişim sevdalısıyız:) 

Aynayı kırma cesareti rotayı başkalarından çekip kendi içine çevirebilmekte . Kuyuya bakan aslan hikayesindeki gibi...Bir düşman yok, dışarıda bir "taklitçi" yok, dışarıda bir "hasetçi" yok. Hepsi bizim iç dünyamızdaki bir parçanın dışarıya yansıyan gölgeleri. Aynayı kırıp o gölgelerle uğraşmayı bırakınca, geriye kalan sadece "ben" ,ve o "ben", her türlü onaydan daha değerli.

Sevgiler...



12 Ocak 2026 Pazartesi

Hoş Seda - 13.01.26

 

Güzel karlı bir sabaha uyandık bugün. Şehrin içinden , Uludağ'ın beyaz örtüsünün güzelleştirdiği şehrimin eşsiz manzaraları eşliğinde okula vardım. Vardığımda manzara daha da güzelleşmişti. 

Öğretmenliğin en güzel tarafı bu bana kalırsa , kar sizin için mutluluk kaynağı her daim. Tatil olsa da olmasa da. Müzelere ücretsiz giriş hakkı ve seyahat dostu pasaportlarımızı da anmadan geçmeyelim. Bugün pembe gözlüklerim gözümde sanırım :)

Bu hafta, sabahları 5 dakikalık nefes pratiklerine başladım. Meditasyonu hep denemek istiyordum, güzel bir başlangıç olacak umuyorum. Tam aradığım gibi bir kanal buldum youtube ta. Mutluyum. Bir de vakuum nefesi diye bir teknik var. Core güçlendirme , duruş bozukluğu ve sindirim sistemi sağlığı için tavsiye ediliyor. O da burada. Sabah ancak buna vakit bulabiliyorum. Yine de 1 , 0'da büyüktür.


Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 5 Şehrini okuyorum ara ara , güzel şehrime bir de onun gözünden bakmak ne güzel. Diğer kitabım da Balina Düşüşü . Yazarı öneren Alpirik' e selam olsun. İkisi de çok güzel.

Sevgiler...

Martin Eden - Bireycilik


Bu sefer tersten oldu biraz, MUBİ de rast geldiğim film hoşuma gidince kitabını okudum. İlk Jack London'ım. Yazar , kafamda Jules Verne ile eşleşmişti, hep uzak durmuştum , yanılmışım. Tekrar okunacaklar rafına yerleşti bile.

Şimdi kitap üzerine yaptığım diğer okumalardan bahsedeceğim biraz.

Bireycilik - Nietche

Martin bireysel kurtuluşa inanır topluma değil. Sürü değil birey olmayı savunur. Kendi zekasıyla, tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelir. Martin "üst-insan" olmaya çalışırken, aslında "hiç-insan" olma yoluna girer . Çevresi ile yabancılaşır. Toplumla bağı kopunca, anlam buharlaşır ve yerini derin bir hiçliğe (nihilizm) bırakır.

Jack London 'ın yarı otobiyografik bu eserinde kendi ile ayrıldığı temel nokta burası . Kendisi sosyalist iken kahramanı bireyci yapmış ve onu anlamsızlığa sürüklemiştir. Ama kendi sonu da hemen hemen aynı olmuş. 

Yolundan gittiği Herbert Spencer , Nietche'nin hayatlarında da aynı trajedileri görüyoruz. İnsan, kendini toplumdan tamamen üstün ve ayrı gördüğü an, aslında kendi hapishanesini inşa etmeye başlar.

Başarmak ile mutlu olmak arasındaki büyük fark.

Martin Eden örneğine geri dönersek; Martin, başlangıçta kendi eğitimsizliğini sınıfsal bir engele yansıtmıştı. Bu ona mücadele etme gücü verdi. Ancak hedefine ulaşıp "sistem" dediği şeyin içine girdiğinde, suçlayacak bir "dış düşman" kalmadı. 

Bizim trajedimiz de çok benzer, Hepimiz farklı inançlarla aynı tarikata mensup gibi, aynı şeylerden bahsediyoruz. Çünkü modern dünya; bize ne istiyorsak , ondan bolca bilgiyi üzerimize boca etmekte (bknz. bu blog:)) Herkesin "özgür" olduğu ve her imkana erişebildiği bir dünyada (en azından teorik olarak), başarısızlık veya mutsuzluk artık tamamen bizim omuzlarımızda. Bu yük öyle ağır ki ,dış düşmanlar icat etmek zorundayız.

Sevgiler...

8 Ocak 2026 Perşembe

Cesaret 1 - Sessiz ve Kabullenici Cesaret


2026’ya dair astrolojik öngörüleri dinlerken kulağıma en sık çalınan kelimeler; başlangıç ve cesaret oluyor. Peki, ne ki bu cesaret? Meseleyi o bildik fiziksel kahramanlık anlatılarından değil, daha farklı yorumlarından bahsetmek istiyorum.

Hep yeniye gitmek değil kalmakta cesarettir mesela. Kalmak, olmayanı oldurmaya çalışmak ya da hiç bir şeyi değiştiremeyeceğini bildiğin halde yaşamaya devam etmektir. Kaderin karşısında eğilmeyen ama ona karşı beyhude bir savaşa da girmeyen, sadece "orada duran" karakterlerin sabrıdır.

Karşı çıkmak cesaret ister peki , peki kabul etmek ? İnsan, varlığını korumak için genellikle duvarlar örer. Bir başkasının ışığı altında kaybolma endişesiyle kendini kapatır. Oysa gökyüzünün denizi boyaması kaçınılmazdır. Cesaret , kendi sınırlarına hapsolmak yerine, ışığı yansıtmak, o ışığın senin içinden geçmesine izin verecek kadar berrak kalabilmektir.

Sert olan kırılır, akışkan olan ise uyum sağlar. Gökyüzü denizi boyarken, aslında kimlik değil görünürlük kazandırır. Kabul etmek, teslim olmak değil cesarettir bezen. 

Sevgiler...





4 Ocak 2026 Pazar

Mutluluk 3 - Mutluluk bir seçimdir

Mevlana, insanın dikkatini nereye vereceğinin bir seçim olduğunu söyler. 

Çöp mü, Çiçek mi? (Odaklanma Seçimi)

Sinek her zaman yaraya, pisliğe ve çöpe konmayı seçer; koca bir gül bahçesinde bile olsa gider bir pislik bulur. Arı ise dikenlerin arasındaki küçücük bir çiçeği bulup ona konmayı seçer.

Hayatın içinde hem "yara" hem "çiçek" vardır. Acıya mı yoksa güzelliğe mi odaklanacağımız bizim seçimimizdir.

Gam mı, Neşe mi? (Gönül Kararı)

Mevlana’ya göre gam ve neşe, gönül evine gelen misafirler gibidir. Mesnevi’de der ki:

"Gönül ne tarafı işaret ederse, beş duyu da eteklerini toplayıp o tarafa gider."

Bu yüzden mutluluk, dış koşulların düzelmesini beklemek değil, içerdeki "ev sahibinin" (iradenin) neşeyi davet etmesidir.

Özetle Mesnevi der ki: Dünya bir yankı yeridir. Sen neyi seslenirsen, sana o geri döner. Eğer mutluluğu seçmek istiyorsan, "kusur bulmak için bakmayı" bırakıp "kusur örtmeyi ve güzelliği görmeyi" seçmelisin.

Sonja Lyubomirsky, "mutluluk bir seçimdir" argümanını bilimsel verilerle açıklar.

Mutluluk Pastası (%50 - %10 - %40 Kuralı)

%50 Genetik Set Noktası: Mutluluğumuzun yarısı biyolojik mirasımıza bağlıdır. Bazı insanlar doğuştan daha neşeli bir mizaca sahiptir.

%10 Yaşam Koşulları: Şaşırtıcı bir şekilde; sadece %10 etkiler. Buna "Hedonik Adaptasyon" denir. piyangoyu kazansanız bile bir süre sonra eski mutluluk seviyenize dönersiniz.
Hedonik Adaptasyon ; insan zihni iyi şeylere çok çabuk alışır. Mutluluğu seçim yapan şey, bu alışma sürecine karşı koymaktır. Örneğin, her gün aynı manzaraya bakmak bir süre sonra etkisini yitirir; ancak o manzaraya her gün bilinçli bir farkındalıkla (seçim yaparak) bakmak, adaptasyonu yavaşlatır. Perfect Days filmi tam da bundan bahsetmez mi?

%40 Kasıtlı Faaliyetler (Seçim Alanı): İşte burası bizim "işimizdir". Düşünce biçimimiz ve günlük aktivitelerimiz ( bknz. 12 mutluluk stratejisi) mutluluğumuzun neredeyse yarısını belirler.

 Konunun benim açımdan yorumunu fazla uzatmadan özetlemeye çalıştım. Sevgiler...