31 Ağustos 2026 Pazartesi

Korfu - Paxos (13 - 25.08.26)

Kış tatilinden sonra yaz tatili için yine dayandık komşunun kapısına. İlk durak 5 gün Korfu oradan 7 gün Paksos. Bu iki adaya da İgumenitçadan geçiyorsunuz, araçlı. Araçsız iseniz aralar arası geçişte var.

Korfu , Osmanlı hakiminiyetine girmemiş tek adası Yunanistan'ın, tabi bu daha güçlü devletlerin himayesi ile olmuş Bu yüzden Yunanistan'a en benzemeyen ada burası. Daha çok İtalya havası var. Ada yemyeşil , çok güzel. 

Sahilde çoğu zaman yalnızdık

Evimiz adanın güney ucunda Lefkimmi'deydi. Dinlenmek istediğimiz için ,denize sıfır bir ev tuttuk. Korfu'da olduğumuz 5 gün boyunca, merkezi gezmeye ayırdığımız tek günü saymazsak , hep evde keyif çattık, paddle yaptık. Yemek için de yakınlardaki yerleri denedik.

Deniz çok güzeldi

Sabah yürüyüşünde Lefkimmi manzaraları

Merkeze göre çok daha sakin Lefkimmi.



Bunu öyle çok yaşadık ki hem karavanlısını hem arabalısını

Yollar dağlık ve virajlı. Yunanlar niye eski minik arabalar kullanıyorlar anlıyor insan, başımıza sayısız macera geldi adalarda. Bir defasında ara sokakta sıkışmıştık. Bildiğin yolun başından girdik sonundan çıkamayıp sıkıştık. 



 Merkez cıvıl cıvıl , güzel sokaklar , şık butikler , marina ve meşhur meydanı ile çok güzel. Türkiye'ye bu denli uzak olmasa yine gelirdim Korfu'ya. Buraya gelmeden okuduğum şu kitap  , çocukluğu bu adada geçen ingiliz gazetecinin renkli anıları. Kitabın neşesi adanın neşesinden geliyormuş gördüm.

Doyamadan ayrılıyoruz adadan ver elini Paxos.


Buradaki evimiz denize yakın değil ama manzara pek hoş, evimiz de öyle. Zaten bu minicik adanın her yeri birbirine yakın , ama o yollar yok mu? Korfu'ya rahmet okutur. 

Erimistis

Her gün başka yerde girdik denize, kiminin yolu pek zor, değmez zaten hemen her köşesi güzel. Taşlık billur deniz. Çektiğimiz zahmete değecek bir tek Erimistis diyebilirim. En güzel deniz buradaydı.



Bir gün bot kiralayıp adanın etrafını ve Antipaxos'u gezdik. Antipaxos'un denizi mükemmel , beyaz kum üstüne turkuaz deniz. 5buçuk metrelik botlar lisansız kiralanabiliyor. Dönüşte rüzgara yakalandık, fındık kabuğu gibi teknemizle dala çıka limana vardık. Çocuklar bayıldı  , ben korktum.

Paxos' a 7 gün çokça yetti , doyduk. Feribota biniş saatinden 15 saat sonra şükür evimizdeydik.

Bu yaz bol yolculuklu geçti, hepsine minnet doluyum. Şimdi şehrimizin kaosu ve yeni dönem bizi bekler.

Sevgiler...

28 Ağustos 2026 Cuma

Yazar Akademisi 4 - Magda Szabo

  • Dış dünyada yeni maceralar aramak yerine ,kendi iç dünyandaki eski kuyunun dibine in

  • Karakterleri kuyudan çıkart ama kurgu süzgecinden geçir
  • İlham bekleme, her gün oturup yaz. Kötü ise düzelt. Yazarlık ilham ile yapılan romantik bir iş değildir, özveriyle yapılan ciddi bir iştir.
  • İnsan kendinden kaçtıkça kötü, yüzleştikçe iyi yazar
  • Szabo ; hikayeyi değil karakteri yazardı. Karakterin tüm özgeçmişini, alışkanlıklarını,sakladıklarını kurardı. Karakterinin ruhu yoksa sesi yoktur demektir. Size direnmiyorsa, yeterince derinleşmemişsiniz demektir.
  • Kelimelerin ardındaki sessizliğe, söylenenden çok söylenmeyene odaklan.
  • Yazmak için mutlak yalnızlık gerekir.
    Yazarın yazarlık üzerine doğrudan yazdığı bir kitabı olmasa da Kapı romanında yazarlık mesleği üzerine izler bulmak mümkün. Benim edindiğim izlenim, ilham ile gelen anlatma isteğinden çok hayatını sürdürmek için icra ettiği mesleğidir yazarlık. İyi bir yazar olabilmek için , hayatını sıkı bir mesleki disiplin içinde yaşamıştır. 
    Görkemli imparatorluk kentinin ,savaş ile geçirdiği dönüşüm romanlarının temel dekorudur. Değişimin; sel misali yıkıcı ,durdurulamaz gücüyle eskiyi tahribatını, hoyrat yeninin alt üst ettiği hayatları ustalıkla anlatır.  Romanlarının en etkileyici kısmı , söylenmeyeni anlatışı bana kalırsa da.
Sevgiler...


8 Ağustos 2026 Cumartesi

İzlanda - 25.07 - 04.08.26


Yıllardır hayalini kurduğum İzlanda seyahatimden henüz döndüm, sıcağı sıcağına yazıyorum. Hislerim soğumadan hepsini kayda geçirmek istiyorum. 

Haritadaki noktalardan da belli olduğu gibi çok yoğun bir seyahatti, 12 gün boyunca dolu dolu gezdik. Görmek istediğim hemen her yeri gördüm, bazı yerleri rotadan çıkarmam gerekti. Ev bulmak çok sorunlu, hosteller ağırlıklı. Orada gördük ki turistlerin büyük bir çoğunluğu karavan ile geziyor, keşke biz de diye iç geçirmedim  değil. Her anını çok sevdim, yüzlerce fotoğraf çektim . Fotoğraflar güzelliğini tam yansıtmasa da baktığımda biliyor olmam yetiyor. 

İzlanda pahalı bir ülke, özellikle hizmet sektörü saçma pahalı. 3 gün hariç ,yemekleri hep evde yedik. Yabancı ülkede market gezmeyi de , dünyanın farklı farklı köşelerinde yemek yapmayı da seviyorum. Benzin tr ile aynı gibi, elektirikli araç mantıklı, istasyon her yerde elektrik 4 te 1. Doğa güzelliklerine ücret yok fakat her park ettiğinizde park ücreti yatırmalısınız, genellikle 8 dolar. Parka uygulamasını yüklemek lazım. Turistin en yoğun sezonunda gitsek te kalabalık makuldü, rahatsız etmedi. Seyahatim için yaz ayını seçtiğime çok memnunum , hava serin bahar günü ayarındaydı, mutlu etti bizi. Beyaz geceler ise bambaşka bir deneyimdi.

1.gün


Gece 11, evimin manzarası

Kabus gibi bir yolculuk , yaşadıklarım açık ara en kötüsü , hemen unutmak istiyorum. Aracımızı teslim alıp güneye sürüyoruz. İzlanda puslu karşılıyor bizi , eve yaklaştıkça hava açmaya başlıyor. Market alışverişi ve eve yerleşme , evimiz uçsuz bucaksız çayırların ortasında ıssız ve sevimli... Masal diyarı gibi , karşımızda atlar , bahçemizin yanından akan pırıl nehir, çıvıl çıvıl kuş sesleri (bazıları kedi miyavlaması gibi)  ve mükemmel gökyüzü manzaraları. Yerleşip yatıyoruz, İzlanda beyaz geceler döneminde , hava 11 civarı akşam üstüne dönüyor ama tam kararmıyor. Sabah 4 ,yine ışıl ışıl. Perdeler hep karartma.

2. gün 





İlk gün klasik güney turunu yapıyoruz. Seljalandsfoss , Skógafoss(üst patika yürüyüşü çok güzel) , Dyrhólaey(puffinleri gördük burada) ,Reynisfjara Beach ile günü sonlandırıyoruz. İzlanda deyince akla gelen köşeleri biz de fotoğraflıyoruz.

3. gün

Buzlu kumsaldan çok daha fazlası

Mulagljufur Canyon


Bugün yol uzun, 2 ,5  saatlik yola gidip gezerek dönüyoruz. Üstüne 1 saatlik kanyon tırmanışı ile pestilimiz çıksa da gördüklerimizden çok etkileniyoruz. 
Jökulsárlón Glacier Lagoon , Diamond Beach (kumsaldaki buzulları boş verin kumsal çok etkileyici) , Fjallsárlón Iceberg (feci hızlı bir rüzgar ) , Mulagljufur Canyon (mükemmel manzaralar, yürüyüşe kesinlikle değer ) , Fjaðrárgljúfur Canyon

4. gün


Klasik altın çember turu , Gullfoss , Geysir , Bruararfoss ,hepsi güzel , Gulfoss çoook güzel.

5. gün


Ertesi gün uzun yolculuk var, bugün evde dinleniyoruz. Evin yanınında bulunan siyah kumlu plaja yürüyüş yaptık sadece, günün geri kalanı keyif.

6. gün


Kuzeydeki evimize doğru upuzun bir yolculuk var. İlk durak Kerid kraterini de (olmasa da olur) aradan çıkartıp , yaklaşık 7 saatte varıyoruz. Evimiz Akueyri manzaralı bir dağ kulübesi. Güney günlük güneşlikti buradaki puslu soğuk hava bizi sersemletiyor.  Minik ahşap kulübemizdeki sobayı yakıyor , bahçedeki jakuzide dinleniyoruz. İzlanda da jeotermal su çok olduğu için bahçedeki jakuzi havuzlarına çok sık rastlanıyor.

7. gün



Kuzeydeki tek güneşli gün bugün , balina turuna rezervasyon yaptırıyoruz hemen. Günlük güneşlik bir öğleden sonra NorthernSailing ile akşam 16:30 turuna katılıyoruz. 2 tane kambur balinanın beslenme saatine denk geliyoruz , sevinçten ağlamak üzereyim. En çok hayalini kurduğum olay gerçekleşiyor. Minik ve hızlı yunuslar , suya dalıp çıkan puffinler de çabası. Çok güzel çok...
Dönüşte Akueyri gezip karnımızı doyuruyoruz. Yanımızdaki kıyafetler kuzeye yeterli değil, çok üşüyoruz. Yerli halk ise incecik gömlekler ve yazlık elbiselerle:)


8. gün
Dettifoss

Myvatn gölü

Godafoss

Kuzeyin görülecek noktalarına yine en uzaktan yakına gelme taktiği ile başlıyoruz. İlk durak Dettifoss. Allah'ım o nasıl bir güç , şelalenin suyu bir yandan yağmur bir yandan tam anlamıyla turşuya dönüyoruz. Yanlış strateji , keşke geze geze gitseydik, diğer durakları içliklerimiz ile dona dona gezmek zorunda kalıyoruz. Myvatn gölü ,Leirhnjukur , Hverir , Godafoss . Gördüklerim karşısında nefesim kesiliyor, kuzey muhteşemmiş halbuki sadece balina göreceğim sanıyordum. Müthiş keyifliyim.

Üşümenin üstüne jakuzi çok iyi geliyor, evdeki soba ve plakçalar ile, her şey masal gibi. Halbuki ucuza kiralamıştım bu evi.

9. gün

Kalacağımız son evimize doğru uzun sürüş günü. Yolda deniz aslanları ve krater için duruyoruz. Başkente doğru yine hava günlük güneşlik ama kuzeyin manzaraları beni çok etkiliyor. Yolda bolca fotoğraf çekiyorum.
Evimiz ,başkentte tipik bir nordik apartman dairesi. Geneli böyle mi bilmem ama evleri çok güzel bu İzlandalıların.

10. gün

Başkenti gezdik , zati minicik bir şehir pek zor olmadı ama hediyelik dükkanları , kilise, org konseri kahve molası derken akşam oldu. Dönmeden önce merkezde denize girilebilinen tek noktası ziyaret ediyoruz. Denize yakın yerdeki jeotermal su sebbeiyle deniz suyu ılık da çıkınca baya soğuk. Tabi bizim için, onlar mayo ile çimenlerde yatmaya devam. Beachte termal havuzlar da var. İzlanda'da termal havuzda sosyalleşmek hayatın vazgeçilmez bir aktivitesiymiş. Dedikodu alışverişleri de burada olurmuş:)

11.gün
Þingvellir

Þingvellir


Listemde tik atılmamış son noktalar , Þórufoss ,  Þingvellir milli parkı ve Hveradalir geothermal alanı ve çamur banyosu. Aklımızda Secret Lagoon'da yüzmekte vardı ama çamur havuzlarında zaman geçirmek öyle hoşumuza gitti ki diğerine zaman kalmadı. Günü burada bitirdik. 

12.gün
Valahnúkamöl


Bugün yolcuyuz , valizler toplandı ve güzel bir kahvaltı ettik. 24 boyunca yediğimiz tek güzel öğün bu olacak, gerisi çer çop ,mecbur yolculuk hali. Uçak 7'de yani gezmek için yeterince vakit var. Sandfellshæð Viewpoint ; burada tur otobüslerini gördüğümüz için durduk. Tektonik plakaların arasında siyah kumsal , taşların üstünden manzara güzel ama olmasa da olur. Valahnúkamöl ; işte burası mükemmel bir yer. En az 2 saati buraya ayırmalı , manzara enfes. Siyah denizin içinden çıkıvermiş kayalar , uçurumlar ve uçuruma yuva yapmış martıların çığlıkları. Arkada mükemmel bir deniz feneri. Burası ortadünya'ya ait olmalı yaşadığım dünya ile alakası yok. 

Aracımızı teslim edip hava limanına geçiyoruz. Hislerim çok başka , mutlu olmak için sadece orada olmanın yettiği , dokunulmamış , tertemiz , sakin  ve özgür bir yerde olmak mükemmel hissettiriyor. Hiç geri dönesim yok bu dünyadan. 
Uzun ama sıkıntısız bir yolculukla ülkemin kaosuna ve sıcağına dönüyoruz. Her hatırladığımda içimi titretecek bu yolculuk, minnetle doluyum tüm yaşadıklarıma. Çok şükür...








19 Temmuz 2026 Pazar

Güzel Bir Gün - Rutinlerin Kıymeti

Güzel bir gün ölmek için diyen Teoman'ın tam tersi ama biraz da ondan ilhamla bir yazı bu.

Güzel bir gün nedir ? Nasıl başlar ? Çok kişisel olsa da minik rütieller ve bunların rutinleridir kabaca. Benim ki kesinlikle erken başlar. Hele hareket ve yazı olursa mükemmel. Ama en azından biri olsa da kabul. Böyle başladı ise günün içindeki minik tatsızlıklarda daha toleranslı , büyük sorunlarda daha aklı selimim sanki. Aslında olan , olmak istediğimiz halimize yaklaşmak gibi. Dış fırtınaların iç suyumu bulandırmadığı , en ideal halim.

Bazı günler ise bunun tam tersi başlar gün , akşamdan kalmalık mesela ya da kötü bir dünün tortusu , ya da sağlık sıkıntılarıyla uğraştığımız zamanlar ; sebep her ne olursa olsun yaşamak istemediğimiz günlerden biri daha başlamaktaysa neler yapılabilir?

Flu tv arınma gecesinde Teoman'ın konuk olduğu bölümü izlerken şu sözleri söyledi ; "Bazen kötü uyanırım ve bu depresifliği birine/bir şeye bağlamaya çok müsait olurum. O zaman kendime diyorum ki önce bir duş al , üstüne güzel bir şeyler geçir ve öyle bak bir de" . 

Wilhelm Schmid 'in Salınmak , Hayattan Sevinç Duyma Sanatı kitabında da benzer bir tavsiyeden bahseder. Bu kitabı, eşinin ölümcül bir hastalığa yakalandığı dönemde yazar. Bu yüzden ayrıca dokunaklı. Schmid "Bazen her şey çok kötüdür. Böyle anlarda hayata tutunmayı sağlayan minik rutinleriniz olsun. Güzel bir duş ve iyi hissedeceğim kıyafetlerle kendimize göstereceğimiz öz şefkat güzel bir başlangıç olabilir." der. 

Güne öz bakım ile başlamak(duş en iyisi) , harekete geçmek (yürüyüş kadar basit , esnemeler kadar minik, kaydıraktan kaymak kadar alışılmadık olabilir) .Anahtarı tak, araç çalışsın sonrası daha kolay. Kimi zaman birilerinin neşesine tutunmak ta iyi fikirdir. Güzel bir telefon konuşması , kahve sohbeti ya da sevdiğimiz bloglara yorum yazmak(bakın bu yazdığımız kişiye de neşe verir:) mesela. Tevazu sahibi olmak , yardım kabul edebilmek te güzel. 

İyi pazarlar , Sevgiler...


16 Temmuz 2026 Perşembe

Can Sıkıntısı Nasıl Giderilir?

Canım İstanbul

Boş zamana sahip olma ayrıcalığı can sıkıntısı denen illete çare bulmak zorunda bırakıyor bizi. Teknolojinin hızlı adımlarla ilerlediği bugünlerde boş zamanlar artıyor,elimizdekilerle oyalansak ta avunamıyoruz.

"Yaşam  Bilgeliği Üzerine Aforizmalar" kitabından şöyle der ; boş zamana sahip ayrıcalıklı sınıf, onu anlamlı yaşayabilecek içsel birikime sahip değilse can sıkıntısı haline gelir. Tamam saygıdeğer filozof biz cahilliğimizden sıkılıyoruz, ama bir çıkış yolu söyle bari!

Dışsal uyaranlar ortadan kalktığında kendi sınırlarımıza çekiliriz. Orada haz kaynağı bulamıyorsak,içsel boşluk bizi tekrar dış uyaran arayışına sürükler ve bu kısır döngü böylece devam eder.

Üç grup hazdan bahseder filozof ; bedensel ihtiyaçları gidermekten alınan hazlar , doğa ve hareket ile (spor,dans hatta güreş , dövüş) alınan hazlar, ilgi alanı ve duyarlılık (edebiyat, sanat ,felsefe vb.) ile alınan hazlar. 

Tahmin edersiniz ki filozof için, duyarlılıkları yoluyla haz duyan üçüncü grup en alası. Fakat bu istemekle edinilebilir mi? Tabi ki hayır, çünkü gerçek hazlar gerçek gereksinmelere dayanır diyor filozof. Popüler olduğu için yapılan sanatsal aktiviteler, entellektüel uğraşlar gerçek ihtiyaçlardan doğmamışsa sürdürülebilir değildir, can sıkıntısına çare olmaz. O zaman çare yine "kendini bil" noktasına geliyor. 

İster içsel,ister dışsal odaklı olsun , kişi kendine gerekeni bildikçe , kendini bildikçe hayat güzel. Burada Mevlanayı anmadan geçmeyelim ; "Can, beden kafesinde sıkışmış bir kuş gibidir. Kafesi ne kadar süslersen süsle, kuşun canı hep uçmak, özgür olmak ister."

Sevgiler...


13 Temmuz 2026 Pazartesi

Can Sıkıntısı - Kaçınılmaz mı , Fırsat mı?

Manzara güzeldi ama:)

5 günlük her şey dahil tatilde, 2 gün değişik geldi biraz oyalandık , 3. gün idare ettim,4. gün ne kitap,ne telefon,ne güzel manzara ya karşı şezlong keyfi ne de kokteyl hiç birini istemiyordum. Ne istediğimi de bilmiyordum, korkunç bir can sıkıntısıydı hissettiğim. Her şey gözüme anlamsız göründü, hiç bir eyleme en ufak bir istek duymuyordum. 

Oteller ,belirli bir süre boyunca ,neredeyse her şeyin bizim yerimize düşünüldüğü ütopik ortamlar sunar. Beslenme , temizlik, eğlence hatta sağlığınız. Sizin karar vermeniz gereken, canınızın ne istediğidir sadece. Bunlar karşısında doygun bir keyif yaşamanız gerekir belki ama ne kendimde ne de etrafımda böyle birilerini gördüğümü söyleyemem. En çok yüksek promil hazzı...

Katıldığım maratonlarda, kalbiniz beyninizde atacak derece zorlanmış sporcularda çok daha mutlu ifadeler gördüm,  doğa yürüyüşlerinde ,sosyal sorumluluk projelerinde keza...Bu da beni can sıkıntısı üzerine düşünmeye itti.

Bakalım bu konuda sevdiğim filozoflar neler demiş?

Schopenhauer’a göre insanın hayatı acı ve can sıkıntısı arasında bir sarkaç gibidir. Bir şeyi arzuladığımızda ve ulaşamadığımızda acı çekeriz. Çabalayıp didinip o arzu ettiğimiz şeye ulaştığımızda ise, tatminin getirdiği o geçici coşku hızla söner ve yerini derin bir boşluğa, yani can sıkıntısına bırakır. 

Schopenhauer, can sıkıntısını "insanın kendi kendisiyle kalmaya tahammül edemeyişi" olarak görür.

Çaba yükselince beklenti yükselir,hayal kırıklığı olasılığı artar.

Stoacılar, içsel kale, zihnin kontrolü ve yorumlama kavramlarına bağlı olarak, can sıkıntısını dış dünya ile ilgili bir sorun değil, zihin içindeki yönelim hatası olarak görmüşler. Can sıkıntısının temelinde yatan içsel boşluk, tatminsizlik, sürekli dış uyarıcı arayışı ve mekân değiştirme arzusu(bu benim sanırım:) üzerine çok derin analizler yapmıştır.

Günümüz felsefecileri konuya daha "anlayışlı" yaklaşmaktan. 

Wilhelm Schmid ,konuya modern insanın psikolojisi ve modern "mutluluk diktatörlüğü" üzerinden yaklaşır.

Hayat sadece zirvelerden ve büyük coşkulardan ibaret değildir; büyük bir kısmı rutinlerden oluşur. Schmid, hayatın bu durağan ve bazen "sıkıcı" dönemlerini kabul etmenin, olgun ve dengeli bir yaşam sürmenin anahtarı olduğunu söyler. Canımız sıkıldığında, içimize dönüp "Benim için gerçekten ne anlamlı?" sorusunu sorma fırsatı yakalarız.

Schmid’e göre bu anlarda sıkıntıdan hemen kaçmak yerine o hisle kalabilmek, insanın kendisiyle bağ kurmasını ve "kendiyle dost olmasını" sağlar.

Alain de Botton da can sıkıntısına modern hayatın yapısı, teknoloji ve insan ilişkileri penceresinden oldukça pratik ve şefkatli bir yaklaşım getirir. De Botton, can sıkıntısını Schopenhauer gibi trajik bir lanet olarak görmek yerine, yaratıcılığın ve kendini keşfetmenin zorunlu bir ön koşulu olarak değerlendirir. Kurucusu olduğu The School of Life (Alper Hasanoğlu'da burada görev almış) ekolüne göre, can sıkıntısı zihnin "boş viteste" çalışma halidir. Zihin hiçbir şeyle meşgul olmadığında, bilinçaltı serbestçe çalışmaya başlar. 

Can sıkıntısının hemen altında genellikle yüzleşmekten korktuğumuz önemli duyguların (kaygı, hüzün, pişmanlık, büyük arzular) yattığını söyler. 

Can sıkıntısının getirdiği o huzursuzluğa biraz katlanabilirsek, o kapının arkasında kendimizle ilgili çok şey keşfedebiliriz: "Ben bu hayatta gerçekten ne yapmak istiyorum?", "Beni şu an ne huzursuz ediyor?" gibi sorular ancak can sıkıntısının yarattığı o sessizlikte duyulur hale gelir.

Benim sıkıntımın meyvesi bu yazı oldu. Sevgiler...



12 Temmuz 2026 Pazar

Ebeveynlik Çetrefili

dünya kaynaklarını sömüren yz örneği

Zaman zaman meraklarıma yer versem de buranın esas amacı dijital günlük tutmaktı. Eski yazılarımı okumayı seviyorum. Annelik yolculuğunda çok zorlandığım kimi anları burada yazmıştım ve şimdi onları okuyunca, o zamanları atlattım hissi beni minnetle dolduruyor. Bugünkü yazı da bunlardan biri olacak. Umuyorum yıllar sonra açıp okuduğumda geçti ,ya da boşuna endişelenmişim diyebilirim.

Dün hala , kuzen ziyarete gittim. Eylül yanımda Kemal evde kaldı, site de zaman geçirmek istediğini söyledi. Ağzımızı ağrıtacak kadar kahkaha ve dedikodudan sonra eve dönüşüm 5 saati buldu. Dönünce fark ettim ki Kemal bu 5 saatin 4,5 saatini youtube izleyerek geçirmiş. Halbuki arkadaşlarıyla havuza ineceğini, biraz hobileriyle zaman geçireceğini söylemişti. Tabi buna 4 saat telefon 2 saat ps ekleyin, tam 10 saat ekran. Bu gerçekle öyle dumur oldum ki anlatmak çok zor. 

Severek uğraştığını sandığım gitar ve dans çalışmaları var, okumayı sevdiğini sanıyorum. Ama benim denetimim olmadığında tek yaptığı ekrana bakmak. Bunu aklım almıyor, çıkış arıyor zihnim bulamıyor.

12 yaş öz denetim için çok mu erken? Sevdiğini sandığım her şeyi ekrana bakamadığı için mi yapıyor? Günde sıkılmadan 10 saatini geçirebiliyorsa bağımlılık seviyesine evrildi denebilir mi? Kaç yaşına kadar benim denetimim de olmalı? Beni atlatması gereken bir gardiyan olarak görmesi doğru mu?Madem istemiyor ben niye çabalıyorum kurslara taşımak için? Kendi isteyene kadar hiç bir yönlendirme yapmamak daha mı doğru? Her şey allak bullak kafamda 

Bu derece ekrana baktığı günler öyle pasif depresif bir ruh haline evriliyor ki müdahale etmeden duramıyorum. Sabah zorla yürüyüşe götürdüm, sincap besledik vs. sürekli söylendi. Dönüşte 10 dk dik duruş egzersizi yaptırdım(kifoza benzer bir duruşu var bu aralar arttı) tabi yine beni hayatımdan bezdirecek her yolu denedi. İstemeyen birini yanınızda sürüklemek çok kötü hissettiriyor. Sabrımı korudum neyse ki hepsinin sonunda anne çok iyi geldi dedi.

Bu rutin hep böyle, ben zorlarım,o bezdirir,sonra teşekkür eder. Bu döngüden nasıl çıkacağımı hiç bilmiyorum ve ebeveynlik kısmında çuvallamış hissediyorum.