hayat üzerine gevezelikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat üzerine gevezelikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2026 Cumartesi

Bir Soru - Ön Yargılar 1


Merhabalaştığınız komşu/iş arkadaşı düzeyinde sempati duyduğunuz biri var. Tanışıklığınız minik sohbetler düzeyinde, ama fikrinizce bu kişi hoş ve iyi biri. Bu kişiyle spor salonunda karşılaşıyorsunuz. Açmış hoparlörü hiç sizlik olmayan feci bir müzikle spor yapıyor ve siz geldiniz diye kulaklığa filan da geçmiyor, selam sabah ve aynen devam.

Sorum şu :bu kişi hakkında fikriniz değişir mi? 

19 Mart 2026 Perşembe

Reset 4 - Sonlar ve Başlangıçlar


Ramazanı uğurluyoruz bugün. Sakin mi monoton mu demeliyim bu ay için? Monoton daha ağır basıyor zira sakinliği , maneviyatı içime işlemedi bu yıl. Bir şeylere niyetlendim yapamadım , sonra zaten hiç halim yok moduna geçiş yaptım. Aslında arınma ve huzur ramazanda yaşamaktan çok hoşlandığım duygulardı, bu yıl hissedemediysem sebebi benim. Çünkü ne demişti davranışçılar? Önce hareket sonra niyet, önce eylem sonra huzur. Ben eylemde bulunmadım, orada tıkandı işler.

Birbirinin aynı günler çok hızlı geçiyor, günün torbasına bir şeyler koymazsam ,uçup gidiyor hafifçe. Ben böyle zamanları pek sevmiyorum. Yorulmadan dinlenemiyorum, boşluk dinlenmek değil ama bazen de olmuyor işte. Sıkıldım , sıkıntımın içinde durdum,onu hissettim, "hayat hep böyle olsa ne olurdu" nun hayalini kurdum, belki biraz daha sıktım kendimi. Islak çamaşırı sıkar gibi tüm sıkıntılar aktı bir süre sonra kuru bir boşluk kapladı içimi. İşte kendimi tam burada resetlenmiş hissettim. Olmayanı kabul , kendini yanlışlama reset değil de nedir?

Yeni bir dönem başlıyor,günlerin ,hallerin ,onların ve bizlerin farkında olmalı. Çünkü, senin sıradan dediğine Nuri Bilge Ceylan film çekebilir:)

1 Mart 2026 Pazar

Dr. Stutz ve Gereçler

 


Dr.Phil Stutz belgeselinden bahsedeceğim biraz. Netflix'te 2022'de yayınlanan bu belgeseli siz de benim gibi çoktan izlemişsiniz muhtemelen. İzlerken aldığım notlara çokça geri döndüm, tekrar tekrar okudum, buraya da yazmalı o vakit.

Dr. Stutz'un "gereçler" dediği bazı tavsiyeleri var. Kafa sağaltım için alet çantası diyebiliriz buna. Gereçleri kullanıyorum gerektikçe ve işe yaradığını görüyorum. Bakınız ne diyor;

1-Yaşam Enerjisi : Ne yapman gerektiğini bilmenin tek yolu yaşam enerjisini harekete geçirmektir. Bunun üç aşaması

  • Beden : Egzersiz,beslenme,uyku
  • İlişkiler:İlişkiler seni hayata çeken tutanaklardır,insiyatif al karşıdan bekleme
  • Kendinle ilişkin: Bilinç altını etkinleştir ki içinde ne olduğunu bil,en iyi yolu yazmaktır.
2-X Tarafı :Yargılayıcı,antisosyal,ilkel tarafın.Acı,belirsizlik ve çaba hep var olacak kaçamazsın. Yapman gereken adım adım devam etmek,en iyisini yapmayı önemseme,sadece bir adım daha at.

3-Labirent : Haksızlığa uğradığını düşündüğünde orada takılırsın. Hayat aklamaya devam eder ama sen labirentte kısılırsın. İlacı aktif sevgi . Onu sevmek zorunda değilsin sevgiyi somut olarak hayal et ve ona yolla, bu onun değil senin için,yoluna devam etmek için...

4-Radikal Kabullenme : Başına bir iş gelince olumlu yanını gör. Onu halledilecek bir sorun olarak görme , yargı verme. Olumlu bir şey bul,bunu refleks haline getir. 

5- Minnet Akışı : Düşündüklerin olumlu ya da olumsuz hayatımızı etkiler. minnet akışı olumluları seçmek demektir. Yukarıda hep olumlu bir şeyler vardır, sen onları göremesen de. Gözlerini kapa, minnettar olduğun 3-4 şey say, telaş etme ,sonra da saymayı bırak sadece gücünü hisset.

9 Şubat 2026 Pazartesi

Olanlar Değil Yorumlar Yaralar - Algı Yönetimi


Bu yazı "Kendime Düşünceler"  kitabının bana düşündürdükleri, üzerine yaptığım diğer okumalar ve dinlemeler üzerine yazıldı. Geç okuduğum ve çok sevdiğim bu kitabı satır satır konuşmak mümkün,şu an algılarımız/tepkilerimiz kısmından bahsedeceğim.

"Bir şeyin kötü olduğu yargısını silip atarsan, o şeyin sana zarar verme gücünü de yok edersin." 

Kitabın stoacılık akımının el kitabı olduğundan daha önce bahsetmiştim. Stoacılığa göre olayların ahlaki değeri yoktur. Onları kötü/iyi yapan bizim onlara yüklediğimiz anlamdır. Anlam huzurumuzu belirler. Yağmur yağması ,çiftçi için iyi,maça çıkacak bir sporcu için kötü olabilir.

Kitapta sık sık bahsettiğim gibi "elimizden gelen başımıza gelenler değil onları yorumlama biçimimizdir. Bakış açımızı genişletirsek, kimseye kızmaz, hiç birine kötü diyemeyiz çünkü onu anlarız. "

Mevlânâ bir adım daha ileri gider:

“Seni inciten şey sadece yargın da değil;
o yaranın sende zaten var olmasıdır.”

“Ok sana değdiyse, bil ki yönü senden yana idi.
Okçunun eli bahane, kaderin hükmü asıldır.
Sen oku atanla uğraşma;neden nişan oldun, onu düşün 

Bu söz “suçu kendinde ara” demek değildir. Mevlana kendini suçlamayı değil,  tanımayı salık verir.

Etrafımda ve kendimde bunun bir çok örneğini görüyorum. Tepkilerimi kontrol edebildiğim ölçüde olaylar sorun olmaktan çıkıyor ya da tam aksi...

Peki alınan hasarı yönetebilmek nasıl hissettiriyor ; umutlu mu sorumlu mu ?

Ahkam kestiğim düşünülmesin; yazdıklarım konusunda yetkin değil sadece meraklıyım.

Sevgiler....

7 Şubat 2026 Cumartesi

Yazı yazmak ya da meyve hazırlamak


Kadınsal zorluklara benim açımdan baktığım bir yazı bu. Çünkü bambaşka bir şey yazmak üzere,hayalimdeki yazı masasını hazırlamışken, elimde meyve soyacağı ile kendimi tezgahın önünde bulduğumda aklımdan geçenler bunlar.

Öncelikle şunu belirteyim ki , kadın erkek ayırmadan hayatın herkes için ayrı zorlukları olduğunu düşünen biriyim ben. Herkes yaşadığını bilir ve hayat hepimizi ayrı ayrı tokatlar . Herkes ayrı cephede kendi savaşını verir,  bu blog da benim mücadele araçlarımdan biri zati. 

Bu girizgahtan sonra olayın kendisine geleyim, sabah erken ev halkı kurslar için evden çıktı. Hadi sende keyfine bak ehehe. Ev tabi ki savaş alanı, toparlama, işleri halletme faslından sonra kahvemi demledim, suyumu aldım, kafamda yazacaklarımın taslağı bilgisayarın başına geçtim. Ve henüz yeni yazmaya başlamıştım ki bizimkiler geldi. Ev yine kaos, sorun yok ben gürültüde yazmaya alışkınım. Ama sürekli "anne" ya da "aşkım" diye seslenen uyaranlarla yazmak çok zor. Kafamda yeni yapılacaklar listesi sıralanmaya başladı bile.

Binlerce uyaran arasından ben ne yapacaktım, ne istiyordum sorularının peşine takılıp gidebilmek çok zor . "Kendine ait oda " ya (Woolf'a saygılar) kapanabilmek için, dirseklerinle yara yara kalabalığı aşman gerekiyor,çoğu zaman odaya ulaşabildiğinde yorgunluktan bitap düşmüş oluyorsun.

Çocuklara meyve hazırlamalıyım mesela yoksa meyve yemezler. Atıştırmalık bir şeyler de yoksa açlıklarını abur cuburla bastırırlar vs.. Kimsenin talep ettiği yok ama ben yapmazsam yapan da yok. Olay tam da burada işte. O meyveyi hazırlamak benim "anneliğim" . Çünkü anne, şefkat ve bakım vermiyor/veremiyorsa hiç kimse bunu tamamlamıyor. Daha küçücükken; etrafımda annem,başka anneler, bir dolu çocuk varken,bunu anlamıştım. O zaman ki sezgilerim ile şimdiki düşüncelerim pek değişmedi.

Neyi yapacağıma karar verme gücüne sahibim , doğru.  Ancak asıl mesele, benim yapmayı tercih etmediğim işlerin bir başkası tarafından üstlenilmemesi. Benim elimi çektiğim her alanın bir boşluğa dönüşmesi. Ben durduğumda hayatın da duruyor olması. 

Çocuklarımın suratları vitaminden ışıl ışıl,birazdan misafirliğe gidip çay eşliğinde survivor izleyeceğim,hayat güzel,maruzatım bu kadardı, Ah Belinda...

31 Ocak 2026 Cumartesi

Sahne Kapandığında: Yaşam, Ölüm ve Hoş Seda


İki günde iki cenazemiz vardı. Biri arkadaşımız babası, biri yakın akraba. İkisi de beklenen ölümlerdi, biri kent biri köy mezarlığına gömüldü. Ardı arkasına sıralanan standart teselli cümleleri ve etrafı izleyen ben...Hadi beylik sözleri biraz da ben edeyim, ölüm üzerine yeterince yazılmamış gibi.

İki cenaze arasında çok fark vardı, ilkinde 10 kişiydik ve kimsede yas hali yoktu. İkincisi köy cenazesinin samimiyetini, o ağırbaşlı kederini taşıyordu. Her ölüm, yas tutulmayı hak eder. Ölümün vakarı ve suskunluğu olmayınca, ilk cenazeyi garipsedim. Köklerine, toprağına bağlı olmanın ; kendi diktiğin ağacın altında yatmanın naifliği inkar edilmez.

Düşündüm ki, aslında zannettiğimizden daha da geçiciyiz . Sahne aldığımız sürece ,baş rolü heba etmemeli. Veda ettiğimiz anda, en "benim" dediğimiz insanlar bile ölümden yaşama geçiyor. Zamanla bir kaç kişinin derinlerinde ince bir sızı, eski bir hatıra olarak kalıyoruz.Belki de ölüm sonrası ritüeller,geride kalanların kolaylığı için icat edilmiştir. 

Yaşam, ölüme inat her fırsatta filizleniyor; bazen hoyratça, bazen de sadece hayatta kalma içgüdüsünün o tuhaf doğallığıyla. İnsan, "şimdi sırası mı?" demeden, "akşama ne yesek?" diye düşünürken buluveriyor kendini.

Mezarlıklar sakin sessiz, bazıları çok güzel ,bazıları bakımsız. Hayat boyu o "görkemli" mezarı hak etmek adına ödenen bedelleri düşündüm; bana çok ağır geldi. O mermerlerin ağırlığı, aslında omuzlarındaki beklentilerin bir devamı gibi. Oysa sadelik, her anlamda daha huzurlu. Sıradanlığın hafifliğiyle yaşayanlar, göçüp giderken de daha özgür sanki. 

Geçip giderken dünya sahnesinden, bir hoş seda bırakabilmekten ötesi beyhude çaba, hafif yaşamak , zahmetsizce tüy gibi konmak ve göçmek dileğiyle...


15 Ocak 2026 Perşembe

Cesaret 2 - Aynayı Kırmak


Yeni yollara çıkmak cesaret ister belki, ama konum değiştirmeden yapılan yolculuktan bahsedeceğim ben.

İnsan , çocukluktan itibaren görülme ihtiyacı olan sosyal bir varlık. İlk ayna annemizin ve/veya bakım veren yakın çevrenin gözüdür; orada sevilmeye değer olduğunu gören kişi , ben değerliyim kabulü ile başlar hayata.

Bizim kuşakta sevginin açıkça ifade edilmesi, çocuğa "gerekmedikçe" ilgi gösterilmesi pek yaygın değildi. Kendi ailemde de , etrafımda da bugün bizim doğru kabul ettiğimizden çok daha farklı bir ebeveynlik anlayışı vardı.

Çocukken doyurulmayan o görülme açlığının, yetişkinliğimizde hâlâ kendini hissettirmesi bir eksiklik değil;sadece şefkat bekleyen çok insani bir sızı. Giderilmemiş ihtiyaçların telafisi var mı? Ben olduğuna inananlardanım, zira kişisel gelişim sevdalısıyız:) 

Aynayı kırma cesareti rotayı başkalarından çekip kendi içine çevirebilmekte . Kuyuya bakan aslan hikayesindeki gibi...Bir düşman yok, dışarıda bir "taklitçi" yok, dışarıda bir "hasetçi" yok. Hepsi bizim iç dünyamızdaki bir parçanın dışarıya yansıyan gölgeleri. Aynayı kırıp o gölgelerle uğraşmayı bırakınca, geriye kalan sadece "ben" ,ve o "ben", her türlü onaydan daha değerli.

Sevgiler...



12 Ocak 2026 Pazartesi

Martin Eden - Bireycilik


Bu sefer tersten oldu biraz, MUBİ de rast geldiğim film hoşuma gidince kitabını okudum. İlk Jack London'ım. Yazar , kafamda Jules Verne ile eşleşmişti, hep uzak durmuştum , yanılmışım. Tekrar okunacaklar rafına yerleşti bile.

Şimdi kitap üzerine yaptığım diğer okumalardan bahsedeceğim biraz.

Bireycilik - Nietche

Martin bireysel kurtuluşa inanır topluma değil. Sürü değil birey olmayı savunur. Kendi zekasıyla, tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelir. Martin "üst-insan" olmaya çalışırken, aslında "hiç-insan" olma yoluna girer . Çevresi ile yabancılaşır. Toplumla bağı kopunca, anlam buharlaşır ve yerini derin bir hiçliğe (nihilizm) bırakır.

Jack London 'ın yarı otobiyografik bu eserinde kendi ile ayrıldığı temel nokta burası . Kendisi sosyalist iken kahramanı bireyci yapmış ve onu anlamsızlığa sürüklemiştir. Ama kendi sonu da hemen hemen aynı olmuş. 

Yolundan gittiği Herbert Spencer , Nietche'nin hayatlarında da aynı trajedileri görüyoruz. İnsan, kendini toplumdan tamamen üstün ve ayrı gördüğü an, aslında kendi hapishanesini inşa etmeye başlar.

Başarmak ile mutlu olmak arasındaki büyük fark.

Martin Eden örneğine geri dönersek; Martin, başlangıçta kendi eğitimsizliğini sınıfsal bir engele yansıtmıştı. Bu ona mücadele etme gücü verdi. Ancak hedefine ulaşıp "sistem" dediği şeyin içine girdiğinde, suçlayacak bir "dış düşman" kalmadı. 

Bizim trajedimiz de çok benzer, Hepimiz farklı inançlarla aynı tarikata mensup gibi, aynı şeylerden bahsediyoruz. Çünkü modern dünya; bize ne istiyorsak , ondan bolca bilgiyi üzerimize boca etmekte (bknz. bu blog:)) Herkesin "özgür" olduğu ve her imkana erişebildiği bir dünyada (en azından teorik olarak), başarısızlık veya mutsuzluk artık tamamen bizim omuzlarımızda. Bu yük öyle ağır ki ,dış düşmanlar icat etmek zorundayız.

Sevgiler...

8 Ocak 2026 Perşembe

Cesaret 1 - Sessiz ve Kabullenici Cesaret


2026’ya dair astrolojik öngörüleri dinlerken kulağıma en sık çalınan kelimeler; başlangıç ve cesaret oluyor. Peki, ne ki bu cesaret? Meseleyi o bildik fiziksel kahramanlık anlatılarından değil, daha farklı yorumlarından bahsetmek istiyorum.

Hep yeniye gitmek değil kalmakta cesarettir mesela. Kalmak, olmayanı oldurmaya çalışmak ya da hiç bir şeyi değiştiremeyeceğini bildiğin halde yaşamaya devam etmektir. Kaderin karşısında eğilmeyen ama ona karşı beyhude bir savaşa da girmeyen, sadece "orada duran" karakterlerin sabrıdır.

Karşı çıkmak cesaret ister peki , peki kabul etmek ? İnsan, varlığını korumak için genellikle duvarlar örer. Bir başkasının ışığı altında kaybolma endişesiyle kendini kapatır. Oysa gökyüzünün denizi boyaması kaçınılmazdır. Cesaret , kendi sınırlarına hapsolmak yerine, ışığı yansıtmak, o ışığın senin içinden geçmesine izin verecek kadar berrak kalabilmektir.

Sert olan kırılır, akışkan olan ise uyum sağlar. Gökyüzü denizi boyarken, aslında kimlik değil görünürlük kazandırır. Kabul etmek, teslim olmak değil cesarettir bezen. 

Sevgiler...





4 Ocak 2026 Pazar

Mutluluk 3 - Mutluluk bir seçimdir

Mevlana, insanın dikkatini nereye vereceğinin bir seçim olduğunu söyler. 

Çöp mü, Çiçek mi? (Odaklanma Seçimi)

Sinek her zaman yaraya, pisliğe ve çöpe konmayı seçer; koca bir gül bahçesinde bile olsa gider bir pislik bulur. Arı ise dikenlerin arasındaki küçücük bir çiçeği bulup ona konmayı seçer.

Hayatın içinde hem "yara" hem "çiçek" vardır. Acıya mı yoksa güzelliğe mi odaklanacağımız bizim seçimimizdir.

Gam mı, Neşe mi? (Gönül Kararı)

Mevlana’ya göre gam ve neşe, gönül evine gelen misafirler gibidir. Mesnevi’de der ki:

"Gönül ne tarafı işaret ederse, beş duyu da eteklerini toplayıp o tarafa gider."

Bu yüzden mutluluk, dış koşulların düzelmesini beklemek değil, içerdeki "ev sahibinin" (iradenin) neşeyi davet etmesidir.

Özetle Mesnevi der ki: Dünya bir yankı yeridir. Sen neyi seslenirsen, sana o geri döner. Eğer mutluluğu seçmek istiyorsan, "kusur bulmak için bakmayı" bırakıp "kusur örtmeyi ve güzelliği görmeyi" seçmelisin.

Sonja Lyubomirsky, "mutluluk bir seçimdir" argümanını bilimsel verilerle açıklar.

Mutluluk Pastası (%50 - %10 - %40 Kuralı)

%50 Genetik Set Noktası: Mutluluğumuzun yarısı biyolojik mirasımıza bağlıdır. Bazı insanlar doğuştan daha neşeli bir mizaca sahiptir.

%10 Yaşam Koşulları: Şaşırtıcı bir şekilde; sadece %10 etkiler. Buna "Hedonik Adaptasyon" denir. piyangoyu kazansanız bile bir süre sonra eski mutluluk seviyenize dönersiniz.
Hedonik Adaptasyon ; insan zihni iyi şeylere çok çabuk alışır. Mutluluğu seçim yapan şey, bu alışma sürecine karşı koymaktır. Örneğin, her gün aynı manzaraya bakmak bir süre sonra etkisini yitirir; ancak o manzaraya her gün bilinçli bir farkındalıkla (seçim yaparak) bakmak, adaptasyonu yavaşlatır. Perfect Days filmi tam da bundan bahsetmez mi?

%40 Kasıtlı Faaliyetler (Seçim Alanı): İşte burası bizim "işimizdir". Düşünce biçimimiz ve günlük aktivitelerimiz ( bknz. 12 mutluluk stratejisi) mutluluğumuzun neredeyse yarısını belirler.

 Konunun benim açımdan yorumunu fazla uzatmadan özetlemeye çalıştım. Sevgiler...

31 Aralık 2025 Çarşamba

Mutluluk 2 - Mutluluk acının yokluğudur...

 

Arthur Schopenhauer, kötümserlik filozofu olarak bilinse de mutluluk rehberi oldukça pratiktir.

Onun felsefesinde hayat acı ve can sıkıntısı arasındaki bir sarkaç gibi ilerler. İstekler ve tatmin sonrası bıkkınlık diyebiliriz buna. 

İstekler acı kaynağıdır. İç dünyası zengin olmayan birine dışarıdan ne verirseniz verin, o kişi mutsuz kalmaya mahkumdur. İnsanın iç dünyası ne kadar zenginse, dışarıdan beklediği şey(acı) o kadar azdır.

 Bu iç zenginliği inşa etmek için Schopenhauer’un iki ana sığınağı vardır: Yalnızlık ve Estetik Deneyim (Sanat).

1. Yalnızlık: "Ya Yalnızlık Ya Sıradanlık" 

"İnsan ancak yalnız olduğunda kendisi olabilir; yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez," der. Sosyal ilişkiler sürekli bir taviz ve maske takma sürecidir. Kendi iç dünyasına yatırım yapan kişi, bu maskelerden kurtulur. 

2. Sanat ve Estetik: "İradenin Dinlenmesi"

"İrade" (Will), sürekli bir şeyler isteyen, aç ve doyumsuz bir güçtür. Sanat, bu doyumsuz iradeyi geçici olarak durduran tek güçtür.

Schopenhauer’a göre boş zaman (leisure), bir insanın hayatındaki en değerli hazinedir. Onu, okumak, düşünmek, doğayı seyretmek ve yazmak ile doldurmayı tavsiye eder. Bu uğraşlar, insanı hayvani ihtiyaçların ve sosyal rekabetin yarattığı acıdan uzaklaştırıp "saf bilgi" dünyasına taşır.

Katılmamak mümkün değil, uygulamak mümkün mü peki? Sevgiler...



29 Aralık 2025 Pazartesi

Mutluluk 1 - Mutluluk ciddiye alınması gereken bir iştir...


"Zor kullan bakalım ,zor kullan ruhum,ama daha sonra kendini saymaya zaman bulamayacaksın. Çünkü insanın bir tane hayatı var ,bir tek hayatı. Ama o hayatı yaşarken kendine hiç dikkat etmedin. Başkalarının mutluluğunu ,kendi mutluluğun saydın.Oysa kendi ruhundaki hareketleri dikkatle izlemeyenler ,mutlaka mutsuz olurlar." (Marcus Aurelius -Kendime Düşünceler)

Marcus Aurelius’un 2000 yıl önce bir savaş çadırında, gaz lambasının ışığında kendi kendine söylediği bu sözler,  popüler stoacı felsefenin özü olmuş. Zamanın en güçlü imparatoru, en önemli savaşın kendine karşı olduğunu söylemiş, kibir, öfke ve hayal kırıklığından kaçmanın yollarını aramış. 

Aurelius’un "başkalarının mutluluğu" dediği şey, onaylanma ve kıyaslanma bağımlılığımızdır. Ruhundaki hareketleri izlemek; bir haksızlığa uğradığında veya bir öfke dalgası yükseldiğinde hemen tepki vermemek, o duyguya dışarıdan bakabilmektir. Bu, reaksiyon göstermek yerine aksiyon seçmektir.

Marcus Aurelius der ki: Dünya ne kadar karmaşık, gürültülü veya adaletsiz olursa olsun, insanın içinde kimsenin dokunmaya güç yetiremeyeceği, sarsılmaz bir "İçsel Kale" vardır. İçsel Kale (Inner Citadel) tamamen bireyin kendi emeği, iradesi ve zihinsel disiplini ile inşa etmesi gereken bir sığınaktır. Bu kale bize dışarıdan verilmez, miras kalmaz ya da başkası tarafından kurulamaz.

Stoacılık ve Mevlana'nın sufi bakışı çok benzer.

Her ikisinde de hayatın mutluluğu, düşüncelerimizin kalitesine bağlıdır.

"Eğer düşüncen gül ise sen bir gül bahçesisin; eğer düşüncen diken ise yakılacak odunsun."(Mesnevi)

Mutluluk, dış dünyadan bir şeyler "toplamak" değil, iç dünyadaki gereksiz yükleri "atmak"tır. 

Stoacılara göre hayatımız kontrol edebildiğimiz(düşünce ve niyetler) ve edemediğimiz(beden,zenginlik,şöhret) şeylerden oluşur. 

Mutsuzluk, kontrol edemediklerimize hükmetmeye çalışmaktır. Stoacıların "kaderini sev" (Amor Fati) ilkesi, Mevlana’da ilahi takdire rıza ve teslimiyet olarak karşılık bulur. 

Okuduklarımı mümkün olduğunca böyle özetledim , devamı gelecek. Sevgiler...




17 Aralık 2025 Çarşamba

Moda - Kolektif Bilinçaltı

Resim buradan

Moda , sadece ürün satmaz, kimlik , aidiyet ve anlam satar. Modadan bahsederken, termostan yaşam stiline  bir çok konudan bahsetmek mümkünse de ben giysilerden konuşmak istiyorum. Çünkü benim için giysiler, hep giyinmekten fazlası oldu. 

Film izlerken, yolculuk ederken, önümden akıp giden manzaraların içinde kıyafetler zihnime kazınır. Onlar ,filmin ruhuna, ‘o’nun kişiliğine, ‘an’ın yoğunluğuna ve söze dökülemeyen pek çok duyguya eşlik eder. Nasıl göründüklerinden çok, bende nasıl bir his bıraktıklarına odaklanırım; çünkü bazı kıyafetler gözle değil, duyguyla hatırlanır.

Giysiler yoluyla kim olduğumuz, kim olmak istediğimiz ya da toplum tarafından nasıl görülmek istediğimize dair bir şeyler söyleriz.

Lüks, statünün fısıltısını taşır; minimalizm, kararlılığın sessiz direncini. Trendler sosyal kabulün kalabalık dilidir. Onları izlediğimizde ait olma; kendi stilimizi kurduğumuzda ise farklılaşma ihtiyacımızı karşılar. Tabi farklılaşma ne derece mümkün , ayrı bir konu.

Kaygıları , alışveriş (sahip olma) yoluyla gidermeye çalışırız. Sevdiğimiz (müdavim olduğumuz) markalar yalnızlık ; estetik ve minimalist objeler ; düzen ve kontrol ihtiyacımıza gönderme yapar. Eskiye özlem retro parçalarla, isyan punk parçalarla ifade edilir.

Kıyafetler ihtiyaç için değil, temsil ettiği anlam için alınır. Kıyafetler eskimez , anlamları eskir. 

            İhtiyaç → Arzu → Tatmin → Boşluk → Yeni Arzu 

denklemi defalarca kurulup yıkılır. Tüketim boşluğu doldurmaz; ama susturur.  Gerçek tatmin, anlam oluşturma kapasitesindedir. Anlam oluşturmak, yaratıcı gücümüzün tezahürüdür. 

"Gerçekten" ihtiyacımız olanı farkedebildiğimiz (biliş/seziş dengesi) anda denklem doğru çalışır, giysiler de yaratıcı çabamızın alanı olabilir pekala. Erişimin görece kolay olduğu bir alanda tatmin yaratabilmek oldukça pratik geliyor bana. Kilit nokta , ihtiyaçları doğru tespit edebilmek, maliyet/fayda dengesini kaçırmamak. Sonrası eğlence ve keyif, işe yarıyorsa neden olmasın?


14 Aralık 2025 Pazar

Öfke

Photo by TopSphere Media on Unsplash

Dün yakıcı bir öfke hissettim, hem de acıtabileceğim birine karşı. Tevafuka bakınız ki bu cümle çıktı karşıma, zaten içimde tutmayı seçmiştim. Kırmanın hiç bir işe yaramadığı malum da, hep tutamıyorum kendimi. Dün tuttum, aferin bana. 

"Öfke , gerilemeyi , saplantıyı , intikamı , kendini beğenmişliği körükler. Aşındırıcıdır ; kendini beslerken ev sahibini yok eder." Bu notu 2 yıl önce almışım, nereden hatırlamıyorum.

Duygulara , yaşanılıp tüketilecek anlar olarak bakmak faydalı. Şu an yaşa ama sahiplenme. Aşınmak istemiyorsan en azından. Öfke , öfkelendiğimiz kişiden bağımsız çoğu zaman, dokunduğu yer ile ilgili. Ani refleks noktaları gibi. 

Bu yol uzun, tüm uzun yolculuklar gibi güzel . Geçtiği yollara bakınca, orada bir yerde kalanları görüyor, anlıyor insan. Yolda ; kalıplarımızdan, kibirden sıyrılıp hafifleriz çünkü ağırken hareket edemezsin. İnsan ;yüzde yetmiş mizacı kabul, bizim işimiz yüzde otuzla :)

"Bayağılık duygusuzluğun fonksiyonudur, hırçınlık tatmin olmamışlığın..." 

(Sıska bacaklar - Tom Robbins)


11 Aralık 2025 Perşembe

Kötü Bir Gün


Dün tümden kötüydü, ama en çok "anne ben" çuvalladı. Mutfakta organik ve sağlıklı besinler hazırlarken çocuklarına hiç bakamadığını fark etti.  O kadar koy verdim ki, onlar beni neşelendirmeye çalışıyordu gün sonunda. Öfke ve kızgınlık yoktu neyse ki, sadece yenik hissediyordum.

Yatağa yattığımda onlara söz verdiğim masalı bile okuyamamış, ne kendime ne başkasına iyi gelecek hiç bir şey yapamamıştım. Tabi ki bol rüyalı bir gece...

Sabah arabayı sürttüm evden çıkarken, milyonlarca kere geçtiğim yerden geçerken ve o sırada 2 elimde  direksiyonda gözüm yolda iken.

M.nin işler de yolunda gitmiyor, o da bitik ve yorgun. İkimizin de diğerine hayrı yok, small talk ile işleri yürütmeye çalışıyoruz.

Peki ne olmuş çocuklara yetişemediysem, arabam çizilmiş ve M.ye bir süre ulaşamıyorsam? 

Çocuklara yetişemediğimde ; zar zor susturduğum o kocakarı gelip baş köşedeki koltuğu oturuyor. Ben güçsüz ve korkak ; dönmek istemediğim o yere gitmek hiç istemiyorum.

Arabam çizildiğinde ; her gün otobanda (arkadan gelip sellektör yapan kızgın sürücüler,sıkıştıran büyük araçlar ,trafikte beyni sulanmış umarsız sürücüler) giderken hissettiğim bana bir şey olmaz inancım sarsılıyor. Evet bir şey olabilir, trafikte her an bir sürü şey oluyor ve sana da olabilir gerçekleri kafamda dönmeye başlıyor.

M. ye ulaşamamam, onun dış dünyaya ait olduğunu, hep benimle olamayacağını ve onu yitirebileceğimi hatırlatıyor bana. Ana desteğimin o kadar da sağlam olmadığı, gidebileceği ve yalnız olduğum fikri dönüyor kafamda.

İşte bu yüzden kötüydü dün. Kötü zamanlar , olanlardan çok daha fazlası olduğu için kötüdür...

4 Aralık 2025 Perşembe

Gölge Tarafımız - Korkularla Yüzleşme

Resim buradan...

Gölge taraf ; Jung'un üzerine çalıştığı ve açıkladığı bir kavram olsa da farklı ekollerde farklı isimlerle rastlamak mümkün. Yunan mitolojisinde Medusa ile yüzleşen kişinin taşlaşması gibi.Kişinin kendinde görmek istemediği, kabul edilmeyeceğini düşündüğü için bastırdığı duygu ve özellikler diyebiliriz. 

Gölge; kötü değildir ama fark edilmediğinde kontrolü ele geçirir. Gölgeyi bilinçli hale getirmek, kişinin kendini tamamlaması anlamına gelir.  Korku ve olumsuz duygularımızla birlikte yaratıcılık,güç ve yetenek potansiyeli de gölgede kalmış olabilir. 

Gölge taraflarımızla yüzleşmek sarsıcı olabilir ama bir o kadar özgürleştiricidir. Etkisini sıfırlamak mümkün olmasa da ana amaç azaltmak olabilir. 

Gölge taraflarımızla çalışırken işe yarar yöntemler;

1)Gözlemlemek,bastırmamak : Bu olay beni niye bu kadar tetikledi? Çok istesemde niye harekete geçemedim?Niye çok kırgın/üzgün/öfkeliyim?Hiç tahammül edemediğimiz kişiler üstüne düşünmekte yol gösterici olabilir. O kişinin verdiği rahatsızlığın esası, gölge taraflarımızın vücud bulmuş hali olması muhtemel.

2)Korkuyu deneyimlemek : Kalp krizine sebep olacak kadar değil belki ama, minik minik alıştırmalar. Öldürmeyen güçlendirir.

3)Korkunun ötesine geçmek, arkasını görmek : Saldırganlığın ötesine geçmek, şevkatı bulmak. Korkularımızdan sıyrılınca anlarız, severiz, sakinleşiriz. "Kırıldım çünkü sevilmek istiyorum" gibi mesela. 

Koca bir yumak çekiştirerek açılmaz, gergin ip kopar. Adım  adım, sabırla çözülür düğümler ancak.

İyilikse mevzu ise ;benim yaptığım onların yapmaklarının ; kötülükse mevzu ise; onların yaptığı,benim yapmadıklarımın hesabını tutarız. Bunu da unutmamalı.

Sevgiler...

3 Aralık 2025 Çarşamba

Niyet Oluşturma - Öz Algı / Planlı Davranış Kuramı


Öz algı kuramı ; davranışlarımız niyetimizi şekillendirir der. Örneğin her gün yürüyüşe çıkan birinde sağlığına dikkat etme niyeti belirir. Niyet ise tüm hayatımızı etkiler. Diğer tutumlarımız da sağlığıma dikkat ediyorum niyeti ile şekillenmeye başlar. 

Planlı davranış kuramı ise ; insan davranışı yapmadan önce niyet oluşturur der. Niyet ; tutum , beklenti ve inanç ile oluşur. Örneklersek ; sağlığıma dikkat etmeye niyetliyim ; çünkü bu iyi bir şey(tutum), ailem de memnun olur (beklenti) ve bunu başarabilirim (inanç) şeklinde davranış geliştiririz. 

ÖA kuramı ; Ne istiyorsam onu yapıyorum. Motivasyonumuz belirsiz ise, yönlenmek istediğimiz konuda ufak davranışlarda bulunarak niyet oluşturabiliriz. Niyetlerimiz ile; dileklerimize karşı çekim oluştururuz. Ama kapitalist düzenin de buna çalıştığını unutmalı  , mutluluğumuza hizmet edecek davranışlara enerji harcamak , sınırlı kaynakları doğru yönlendirmek kilit nokta. Kötü alışkanlıkların bırakılması, fobilerin tedavilerinde kullanılan yöntemler genellikle ÖA kuramı temellidir.

PD kuramı ; İstediğim için yapıyorum. Motivasyonumuzun güçlü olduğu konularda ,niyetlerimiz davranışlarımızı şekillendirir. 

Özetle küçük adımlar niyeti, niyet ise büyük ve güçlü adımları oluşturur diyebiliriz.  


27 Kasım 2025 Perşembe

Bu Aralar - Sosyal İlişkiler -- 27.11.25

Bazen sosyal hayatım allak bullak olur, istemediğim durumlarda ve ortamlarda bulurum kendimi. Sözlerim , grup mesajlarım yanlış anlaşılır, hevesle beklediğim buluşmalar kötü geçer, bazen de hiç gerçekleşmez. Bu dönemlerde kırılgan hissederim, ama bu sebep mi sonuç mu bilemem. Eskiden ilk tepkim kabuğuma çekilmek olurdu, şimdi sakin kalıp geçmesini beklemeyi öğrendim. Olgunlaşmanın en temel öğretisi ; sakin kalmayı öğrenmek bana kalırsa. 

Yaşadığım bu tarz sıkıntıların, altyazıları okuyamamamdan kaynaklandığının farkındayım. Kadın grupları ; imalı konuşmaların , gizli ittifakların ve "ayıp olmasınların" dünyası. Beni en çok bunlar zorluyor. Söyleyeceğimi direkt söylediğim zaman, soğuk rüzgarlar esiyor. Bence açık olanı daha çok açıklamaya çalışırken buluyorum kendimi. Erkek arkadaşlarımla işler daha kolay. 

Öz eleştiri yapacak olursam , bazen etrafıma gösterdiğim dürüstlüğün kendime çevrilmesinden de kırılıyor olabilirim. Dalgalanma yaşamayan kadın yoktur, ah bu hormonlar.


Bu aralar Werner Herzog filmlerini izliyorum. Aile Saadeti'ni çok sevdim, Fitzgeraldoyu'da öyle. Yönetmen çok okuyan biri, film konularını genelde okuduklarından alıyor. Konular enterasan, bir o kadar da eğlenceli. Umarım tümünü bitirebilirim.


5 Kasım 2025 Çarşamba

Sahip Olma ve Olma (To Have or To Be)

    Çevreyi ve olayları anlamlandırma çabası , okumalarımın ağırlıklı sebebini oluşturuyor. Entellektüel birikimimin yetmediği kitapları da zaman zaman okuyorum ama favorilerim; anlayabildiğim popüler yazarlar. Eric Fromm , Engin Geçtan gibi yazarların kitaplarını ihtiyaç anlarında tekrar tekrar okumak , akil biriyle dertleşmek bir nevi. Sahip Olma ve Olma kitabına bakıyorum bugün , ne diyordu yazar;



İki yaşam biçimi:

    1.Sahip Olma Yönelimi : 
  • Kişi kendini sahip olduklarıyla (mal, satütü,bilgi,ilişkiler) yoluyla tanımlar.
  • Benim sözcüğü merkezdedir, güvenlik duygusu mülkiyet ve kontrol üzerinden kurulur.
    2. Olma Yönelimi  
  •  Kişi kendini deneyimleriyle ve varoluşuyla tanımlar
  • Sahip olmaktan çok yaşamak,paylaşmak ve yaratmaktan haz duyar. Gerçe sevgi, üretkenlik ve özgürlük ön plandadır.
    Modern toplumlarda insanlar ne olduklarıyla değil neye sahip olduklarıyla ölçülür. Arzuların tatmini ile sahte özgürlük yaratılır. İnsan doğadan kopar , sevgiyle olmanın yerini "birine sahip olmak için sevmek" alır , özünden uzaklaşır, yabancılaşır.
    Sevgi , sahip olma değil aktif bir verme, paylaşma ve üretme halidir. Fromn sevginin bilgi, sorumluluk,saygı ve özenle var olabileceğini söyler.
    Doğrular bir yana gerçekler var bir de. Hayat, genetik, çevre vs. Zamane; çok meşgul, koşuşturmalı hayatlarımızda , durup düşünmek; olmak istemediğimiz bir hal belki de. Boşluk, huzuru değil anlamsızlığı çağrıştırıyor. "Olma hali" ise bir yol ; uzun ve ağır adımlarla , düşe kalka yürünüyor ancak. Yol manzaralarımızın güzel olması dileğiyle...

 

15 Ekim 2025 Çarşamba

Astroloji ve Bazı Mistik İşler...


Astroloji safsata mı? Kocaman evren, minicik bireyi takmaz mı hiç? Olaya bilimsel açıdan bakanların ne düşündüğünü biliyorum, ben diğer taraftayım.  

Bizi oluşturan parçaların hepsine bütünsel bakmayı seviyorum ben. Genetik mirasım, geçtiğimiz yollar ,astroloji ve kader. Hepsinin toplamı ve daha fazlasıdır insan. Hepimiz biricik olsak ta , genelleştirmeler ve şemalar insanın dünyayı anlama yöntemi. Astrolojiyi google maps'e benzetiyorum, ana hatları belli ediyor ama yolun gerçeği değil tabi. Çünkü bir yol var, bir yolun durumu, bir de yolcu. Bunlar birbirinden ayrı düşünülebilir mi? Kaldı ki mistitizmi bırakmak; hayatı haber bülteni ciddiyetinde yaşamak; hiç işime gelmez. 

Astrolojik genellemeler ışığındaki karakter analizlerine bayılıyorum. Ayrıca dolunayı uykusuz , retroları huysuz geçiren biri olarak bunlara sırt çevirmem olanaksız. Ben astrolog değilim ve Kendine ait bir oda podcastten öğrendiklerimle kendi doğum haritamı anlamaya çalışıyorum bölük pörçük. İyi geliyor bana, neticede buralara gelene kadar psikoloji kitaplarına da oldukça mesai harcadım ki harcamaya devam ediyorum. Belki de fazla boş vaktim var denebilir 😀 Kuzey ay düğümüm (gideceğim yön deniyor buna) ve güney ay düğümüm (geldiğim yer deniyor buna da) bilgiden inanca doğru yolculuğun bana iyi geleceğini söylüyor. Tüm okuduklarımdan anladığımın en şiirsel ifadesi bu. 

Ne demişti bilge, başkasını bilen bilgi sahibi olur, kendini bilen aydınlanır...🙏