Son zamanlarda ister dost sohbetlerinde, ister yan masadan kulağıma çalınan konuşmalarda aynı şeyi fark ediyorum; hepimizin bir kişisel nakaratı var.
Konu ne olursa olsun... Geçirdiğimiz bir ev kazası, iş yerindeki bir problem ya da yeni döndüğümüz bir tatil farketmez, hikâyenin altında aynı alt yazımız okunuyor; "mağdurum", "haklıyım", "memnunum" gibi...
Ben de kendi nakaratımı keşfettim. Ama bu yazının konusu o değil. Ben daha çok bu alt yazıları nasıl oluşturduğumuz üzerine düşünüyorum.
Psikolojide çekirdek inançlar diye adlandırılan kök inançlarımız ,nakaratımızın da kökeni düşünceme göre. Çocukluk yıllarında temeli atılan; kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkında geliştirdiğimiz; en derin ve çoğu zaman sorgulamadığımız kabuller...
Bu inançlar; yaşadığımız deneyimlerle, ebeveyn tutumlarıyla, bazen de travmalarla şekilleniyor. Sonrasında beynimiz adeta bir avcı gibi inandığımız şeyi doğrulayan kanıtları topluyor, aksini gösterenleri ise çoğu zaman görmezden geliyor.
Zamanla bu çekirdek inançların etrafında bir yaşam teması oluşturuyoruz. Bu tema, hayatla baş etme biçimimiz, geliştirdiğimiz strateji ve bir anlamda kendi hikâyemizin ana senaryosu oluyor.
Hayat sahnesinde kendimize hangi rolü biçiyorsak, dilimize de o rolün nakaratı yerleşiyor. Farkında olsak da olmasak da aynı sloganı tekrar edip duruyoruz.
Peki nakaratları değiştirmek mümkün mü?
Sevgiler...

Yine harika bir post örtmenim, ellerine sağlık. Benim galiba biraz daha uğraşırsam düzelir modu. Bu yüzden bazen bırakmam gereken şeyleri bile gereğinden uzun süre taşırken buluyorum kendimi. Ancak tüm bu süreçlerde içerisine farklı şeyler katarak yaklaşıyorum. Misal bir işi bitirmeden önce plan yapıyorsam o plan stratejisinin içine mandalina, kivi, veya başka bir meyve ya da başka bir nesne düşünmesini araya katıyorum, sonra o stratejiye geri dönüyorum. Senin kişisel nakaratın ne örtmenim?
YanıtlaSil