"Zor kullan bakalım ,zor kullan ruhum,ama daha sonra kendini saymaya zaman bulamayacaksın. Çünkü insanın bir tane hayatı var ,bir tek hayatı. Ama o hayatı yaşarken kendine hiç dikkat etmedin. Başkalarının mutluluğunu ,kendi mutluluğun saydın.Oysa kendi ruhundaki hareketleri dikkatle izlemeyenler ,mutlaka mutsuz olurlar." (Marcus Aurelius -Kendime Düşünceler)
Marcus Aurelius’un 2000 yıl önce bir savaş çadırında, gaz lambasının ışığında kendi kendine söylediği bu sözler, popüler stoacı felsefenin özü olmuş. Zamanın en güçlü imparatoru, en önemli savaşın kendine karşı olduğunu söylemiş, kibir, öfke ve hayal kırıklığından kaçmanın yollarını aramış.
Aurelius’un "başkalarının mutluluğu" dediği şey, onaylanma ve kıyaslanma bağımlılığımızdır. Ruhundaki hareketleri izlemek; bir haksızlığa uğradığında veya bir öfke dalgası yükseldiğinde hemen tepki vermemek, o duyguya dışarıdan bakabilmektir. Bu, reaksiyon göstermek yerine aksiyon seçmektir.
Marcus Aurelius der ki: Dünya ne kadar karmaşık, gürültülü veya adaletsiz olursa olsun, insanın içinde kimsenin dokunmaya güç yetiremeyeceği, sarsılmaz bir "İçsel Kale" vardır. İçsel Kale (Inner Citadel) tamamen bireyin kendi emeği, iradesi ve zihinsel disiplini ile inşa etmesi gereken bir sığınaktır. Bu kale bize dışarıdan verilmez, miras kalmaz ya da başkası tarafından kurulamaz.
Stoacılık ve Mevlana'nın sufi bakışı çok benzer.
Her ikisinde de hayatın mutluluğu, düşüncelerimizin kalitesine bağlıdır.
"Eğer düşüncen gül ise sen bir gül bahçesisin; eğer düşüncen diken ise yakılacak odunsun."(Mesnevi)
Mutluluk, dış dünyadan bir şeyler "toplamak" değil, iç dünyadaki gereksiz yükleri "atmak"tır.
Stoacılara göre hayatımız kontrol edebildiğimiz(düşünce ve niyetler) ve edemediğimiz(beden,zenginlik,şöhret) şeylerden oluşur.
Mutsuzluk, kontrol edemediklerimize hükmetmeye çalışmaktır. Stoacıların "kaderini sev" (Amor Fati) ilkesi, Mevlana’da ilahi takdire rıza ve teslimiyet olarak karşılık bulur.
Okuduklarımı mümkün olduğunca böyle özetledim , devamı gelecek. Sevgiler...
.jpg)
Marcus amcanın savaş çadırında yazdığı düşünceleriyle Mevlana’nın sufi bakışını yan yana getirişin çok etkileyici olmuş. İçsel Kale kavramını Mesnevi’deki gül ve diken metaforuyla buluşturman dikkatimi çekti. Metaforu güzel kullanıyorsun efenim :) İçsel Kale deyince Pentagramın Sur şarkısı geldi aklıma, açıp dinleyeyim ehe.
YanıtlaSilStoacılık neyden türedi biliyor musun? Bana çok ilginç gelir mesela. Zeno’nun ders verdiği Stoa Poikile (resimli revak) adlı sütunlu bir yapının adından türemiş. Bir yapı yahu, bir yapıdan nereden nereye.
Şu günlerde Stoacılık özellikle stres yönetimi ve zihinsel dayanıklılık için yeniden popüler hale geldi. Nedendir bilinmez ancak ben bu düşünce akımını Pagan toplumuna çok yakın buluyorum. Paganlarda da stresten kaçınma ritüelleri bolca mevcut.
Evet ,sanırım çağın ihtiyaçlarına göre popüler akımlar değişiyor. Bir yandan da hızla victoria çağına gidiyoruz gibi ama buna kim niçin ihtiyaç duyuyor, açıklamaya metaforlar kifayetsiz kalır.
SilŞarkı güzelmiş ve bağlantılı gibi,yoga pagan sayılır mı?:)
Yoga matı ile dans eden o çılgın pagan sen miydin? :)
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil